Kuzu bu resimde tam 1 aylık.
23 Mayıs 2011 Pazartesi
20 Mayıs 2011 Cuma
ece'nin ilk 1 ayi
Ece doğalı 1 ay oldu. İlk bebek tecrübemiz ama Ece sakin bir bebek sanırım. Çok ağlayan bir bebek değil en azından. Emmeyi çok seviyor, bir de kucakta durmayı. Kucakta uyuyor, yerine koyduğumuzda hemen itiraz. Saatte bir emmek istiyor. Uykusu hafif ve kısa. Geceleri başta az uyanıyordu, artık 2-3 kere uyanıyor; annesinin işi ne, kalksın Ece ile ilgilensin :). Banyo yapmayı seviyor ama karnı toksa. Yoksa kıyametleri koparıyor. Çiş ve kaka yapma zamanlaması süper. Bekliyor bekliyor ve altını değiştirmek için bezini açtığımızda yapmayı seviyor hepsini. Rekor 1 alt değiştirmede 4 bez harcama ile Onur'da :) Bazen şirketine para kazandırmak için özellikle yaptığını düşünüyorum.
Kızımın hayatının ilk bir ayı genel olarak mutlu geçti sanırım. Acemi anne ve babasını eğitmeye çalıştı ece. Şimdilik karnemiz fena değil. Aksi mümkün değildi zaten, ne dediyse yaptık, ne istediyse verdik. Rüşvet diz boyu yani :) Evde Ece hakimiyeti sürüyor.
Bu gün doktor kontrolümüz vardı. Ece'nin boyu 53 cm olmuş, kilosu da 4,950 kg. Doğum kilosunun üzerine 1,5 kilodan fazla almış Ececik 1 ayda. Sadece anne sütü ile beslendiği için kilonun yüksek olması problem değil dedi doktor ama bu kadar fazla emmesine de gerek yokmuş :) Ben de emzirme aralarını 3 saate çıkarma çalışmalarına başladım bu gün itibarıyla. İlk gün için fena gitmiyor, bakalım başarabilecek miyiz? Emzik vermeye çalışıyorum ama genelde kabul etmiyor. O da haklı, gerçeği varken sahtesini ne yapsın ki kuzu.
Doktorumuz çok sevimli ve rahat biri. Şimdiden Ece'ye kendi kendine uyumayı öğretme taraftarı. Özellikle gece uykularını uzatmak için. Ben kararsız kaldım. Sanki çok erken gibi geldi. Zaten önce şu 3 saat işini bir halledelim, sonra uyku kısmına bakarız. Hepsi birden fazla kuzuya :) Bir de çok seviyor kucakta durmayı, o kadar huzurlu uyuyor ki. Biraz daha böyle devam edebilir miyiz acaba? Ne dersiniz?
Kızımın hayatının ilk bir ayı genel olarak mutlu geçti sanırım. Acemi anne ve babasını eğitmeye çalıştı ece. Şimdilik karnemiz fena değil. Aksi mümkün değildi zaten, ne dediyse yaptık, ne istediyse verdik. Rüşvet diz boyu yani :) Evde Ece hakimiyeti sürüyor.
Doğum sonrası annem 10 gün daha benimleydi; babam da 2 günlüğüne geldi. Annem ilk günlerde Ece'yle ilgili acemiliklerimizde bize çok yardımcı oldu. Evdeki ilk günü, Ece, Onur, annem, ben, hep beraber sakin geçirdik. Kısa da olsa babamı görmek çok iyi geldi; Ece de büyükbabasıyla tanıştı. İyi ki gelmiş. Onur'un annesi ve babası da annemler dönmeden bir-iki gün önce geldiler ve mayıs sonuna kadar bizimleler. Çok yardımcı oluyorlar. Ev işi, yemek, alışveriş her şeyi hallediyorlar. Gün içinde uykusuzsam emzirip babannesine veriyorum Ece'yi, biraz uyuyorum. Sayelerinde Ece ve ben rahat bir lohusa dönemi geçiriyoruz. Anneanne, büyükbaba, babaanne ve dedeye çook teşekkür ediyoruz.
Bu gün doktor kontrolümüz vardı. Ece'nin boyu 53 cm olmuş, kilosu da 4,950 kg. Doğum kilosunun üzerine 1,5 kilodan fazla almış Ececik 1 ayda. Sadece anne sütü ile beslendiği için kilonun yüksek olması problem değil dedi doktor ama bu kadar fazla emmesine de gerek yokmuş :) Ben de emzirme aralarını 3 saate çıkarma çalışmalarına başladım bu gün itibarıyla. İlk gün için fena gitmiyor, bakalım başarabilecek miyiz? Emzik vermeye çalışıyorum ama genelde kabul etmiyor. O da haklı, gerçeği varken sahtesini ne yapsın ki kuzu.
Doktorumuz çok sevimli ve rahat biri. Şimdiden Ece'ye kendi kendine uyumayı öğretme taraftarı. Özellikle gece uykularını uzatmak için. Ben kararsız kaldım. Sanki çok erken gibi geldi. Zaten önce şu 3 saat işini bir halledelim, sonra uyku kısmına bakarız. Hepsi birden fazla kuzuya :) Bir de çok seviyor kucakta durmayı, o kadar huzurlu uyuyor ki. Biraz daha böyle devam edebilir miyiz acaba? Ne dersiniz?
16 Mayıs 2011 Pazartesi
ve ece dogdu ...
Son yazıdan bu yana çok şey oldu. Ece doğdu, hatta neredeyse 1 aylik oldu, cuma gunu 1. ay doktor kontrolüne gidecegiz.
Yazmaya ancak zaman bulabiliyorum. Sırasıyla başlayalım. Önce doğum hikayemiz:
Doktorumuz 39+3'teki muayene sonrasında 40+2 için randevu vermişti. Arada onu doğum başlıyor diye arayacağımı umarak :) Ama sevgili kızımın hiç acelesi yoktu ve beklemeyi tercih etti. Salı günü randevuya gittiğimizde doktorumuz, yaklaşan 4 günlük Paskalya tatilinin de etkisiyle, ertesi gün doğumu suni olarak başlatmayı önerdi. Ben de onayladım. Tatile denk gelsin istemiyordum doğum ve bildiğim, tanıdığım bir doktorun olmasını istiyordum. Çarşamba akşam 8 civarı doğumu başlatacak hormonu vereceklerdi; sancılar ancak sabaha başlardı ve perşembe ögleden sonra Ece'miz doğmuş olurdu.
Çarşamba günü ben, Onur ve annem bol bol gezdik. Resimler çektik. Akşama yemek için balık aldık. Hatta balığı ben pişirdim :) Bu arada ben sabah uyandığımdan beri biraz halsiz hissediyordum kendimi. Ara ara kasılmalar oluyordu ama daha önce olanlardan çok farklı değildi ve acı vermiyordu. Yemek sonrası yola koyulup kliniğe gittik. Klinikte sancıların hali hazırda başlamış olduğunu görünce doktorumla da konuşup planda ufak bir değişiklik yaptık ve doğumun kendi kendine başlamasına zaman tanıyabilmek için ertesi gün sabaha kadar beklemeye karar verdik. Hep beraber eve döndük.
O gece saat 11:30 civarı, kanepede oturmuş televizyon izlerken bir şey hissettim. Önce nişan geldi, ardından da suyum geldi. Klinikteki ebeyi aradık. Biraz daha beklememi gerçekten su olup olmadığından emin olmamı istedi. Bu arada sancıların şiddeti artmaya başlamıştı. Onur dakika tutmaya başladığında sancıların yaklaşık 3 dakikada bir geldiğini ve 30 saniye civarında sürdüğünü farkettik. Arka arkaya 10-15 sancı bu şekilde olunca Onur "Oya hadi gidiyoruz" dedi :). Ebe'yi aradık, o da kliniğe gelmemizi istedi.
12:30'da kliniğe vardığımızda açıklık henüz 1,5 cm idi. Ebemiz Veronica sancıların henüz tam düzenli olmadığını, bekleyeceğimizi söyledi. Monitöre bağlı kalmak istemedim ve odamıza çıktık. Sancıların şiddeti giderek arttı ve saat 4 civarı artık dayanılmaz bir hal aldı. O sırada ben epidural diye sayıklıyordum sanırım (Bu kısımları Onur daha iyi anlatacaktır, bende biraz flu :) ).
Doğum katına indik, monitöre bağlandım, açıklık 4 cm civarındaydı. Anestezi uzmanı geldi ve epidurali uyguladı. Benim için işin en stresli tarafı iğnenin yapılma aşaması oldu. Diyorlar ki "sancı gelse bile sakın kıpırdama". Mümkün mü? Kolaysa sen yap :) Gecenin o saati için hayli esprili bir doktorumuz vardı. Önce bana kaç çocuk istediğimi sordu, ben iki deyince cevabı şöyle oldu: "Senin sancılar yeterince güçlü değil sanırım, hala ikinciyi düşündüğüne göre".
Epidural sonrası her şey daha rahattı. Fakat sancılar düzene girmeyince Oksitosin verildi. Saat 6'da açıklık 5 cm, 7'de ise 9 cm idi. Saat 8 gibi doktorum geldi. Doğum yaklaşık 30 dakika sürdü. 21 nisan perşembe saat 8:40'ta sevgili kızım kucağımdaydı. Ece'yi vakum ile çıkarmaları gerekti. Meğer kordon dolanmış Ece'nin boynuna, bana daha sonra söylediler. Neyseki tüm ölçümleri normaldi Ece'nin.
Doğum sonrası 4 gün klinikte kaldık. Buradaki standard uygulama böyle; hemen göndermiyorlar. Klinikteki günlerimiz gayet iyi geçti.
ve tesekkur bölümü:
Ece'nin doğumu üzerine arayan, soran, mesaj atan herkese (klinikte geçirdiğimiz günlerde ece uyurken birer birer okuduk mesajlarınızı);
klinikteki ebeler Veronica ve Beatrice'e, hemşire Emily'ye, doğuma hazırlık dersler aldığım ebe Valerie'ye, ve doktorum Semir Arslanagic'e;
işinden izin alıp, izmir'den buralara kalkıp gelen, nisan başından beri her an yanımda olan canım anneciğime;
ve bütün bu süreç boyunca en büyük desteğim olan, doğum koçum :), aşkım, sevgilim Onur'a
çook teşekkürler.
Yazmaya ancak zaman bulabiliyorum. Sırasıyla başlayalım. Önce doğum hikayemiz:
Doktorumuz 39+3'teki muayene sonrasında 40+2 için randevu vermişti. Arada onu doğum başlıyor diye arayacağımı umarak :) Ama sevgili kızımın hiç acelesi yoktu ve beklemeyi tercih etti. Salı günü randevuya gittiğimizde doktorumuz, yaklaşan 4 günlük Paskalya tatilinin de etkisiyle, ertesi gün doğumu suni olarak başlatmayı önerdi. Ben de onayladım. Tatile denk gelsin istemiyordum doğum ve bildiğim, tanıdığım bir doktorun olmasını istiyordum. Çarşamba akşam 8 civarı doğumu başlatacak hormonu vereceklerdi; sancılar ancak sabaha başlardı ve perşembe ögleden sonra Ece'miz doğmuş olurdu.
Çarşamba günü ben, Onur ve annem bol bol gezdik. Resimler çektik. Akşama yemek için balık aldık. Hatta balığı ben pişirdim :) Bu arada ben sabah uyandığımdan beri biraz halsiz hissediyordum kendimi. Ara ara kasılmalar oluyordu ama daha önce olanlardan çok farklı değildi ve acı vermiyordu. Yemek sonrası yola koyulup kliniğe gittik. Klinikte sancıların hali hazırda başlamış olduğunu görünce doktorumla da konuşup planda ufak bir değişiklik yaptık ve doğumun kendi kendine başlamasına zaman tanıyabilmek için ertesi gün sabaha kadar beklemeye karar verdik. Hep beraber eve döndük.
O gece saat 11:30 civarı, kanepede oturmuş televizyon izlerken bir şey hissettim. Önce nişan geldi, ardından da suyum geldi. Klinikteki ebeyi aradık. Biraz daha beklememi gerçekten su olup olmadığından emin olmamı istedi. Bu arada sancıların şiddeti artmaya başlamıştı. Onur dakika tutmaya başladığında sancıların yaklaşık 3 dakikada bir geldiğini ve 30 saniye civarında sürdüğünü farkettik. Arka arkaya 10-15 sancı bu şekilde olunca Onur "Oya hadi gidiyoruz" dedi :). Ebe'yi aradık, o da kliniğe gelmemizi istedi.
12:30'da kliniğe vardığımızda açıklık henüz 1,5 cm idi. Ebemiz Veronica sancıların henüz tam düzenli olmadığını, bekleyeceğimizi söyledi. Monitöre bağlı kalmak istemedim ve odamıza çıktık. Sancıların şiddeti giderek arttı ve saat 4 civarı artık dayanılmaz bir hal aldı. O sırada ben epidural diye sayıklıyordum sanırım (Bu kısımları Onur daha iyi anlatacaktır, bende biraz flu :) ).
Doğum katına indik, monitöre bağlandım, açıklık 4 cm civarındaydı. Anestezi uzmanı geldi ve epidurali uyguladı. Benim için işin en stresli tarafı iğnenin yapılma aşaması oldu. Diyorlar ki "sancı gelse bile sakın kıpırdama". Mümkün mü? Kolaysa sen yap :) Gecenin o saati için hayli esprili bir doktorumuz vardı. Önce bana kaç çocuk istediğimi sordu, ben iki deyince cevabı şöyle oldu: "Senin sancılar yeterince güçlü değil sanırım, hala ikinciyi düşündüğüne göre".
Epidural sonrası her şey daha rahattı. Fakat sancılar düzene girmeyince Oksitosin verildi. Saat 6'da açıklık 5 cm, 7'de ise 9 cm idi. Saat 8 gibi doktorum geldi. Doğum yaklaşık 30 dakika sürdü. 21 nisan perşembe saat 8:40'ta sevgili kızım kucağımdaydı. Ece'yi vakum ile çıkarmaları gerekti. Meğer kordon dolanmış Ece'nin boynuna, bana daha sonra söylediler. Neyseki tüm ölçümleri normaldi Ece'nin.
Doğum sonrası 4 gün klinikte kaldık. Buradaki standard uygulama böyle; hemen göndermiyorlar. Klinikteki günlerimiz gayet iyi geçti.
ve tesekkur bölümü:
Ece'nin doğumu üzerine arayan, soran, mesaj atan herkese (klinikte geçirdiğimiz günlerde ece uyurken birer birer okuduk mesajlarınızı);
klinikteki ebeler Veronica ve Beatrice'e, hemşire Emily'ye, doğuma hazırlık dersler aldığım ebe Valerie'ye, ve doktorum Semir Arslanagic'e;
işinden izin alıp, izmir'den buralara kalkıp gelen, nisan başından beri her an yanımda olan canım anneciğime;
ve bütün bu süreç boyunca en büyük desteğim olan, doğum koçum :), aşkım, sevgilim Onur'a
çook teşekkürler.
29 Mart 2011 Salı
bir kedi gördüm sanki...
Bilbo bizim kedimiz, bilenler bilir. Kendisi şu an 9,5 yaşında, orta yaşını geçmiş, erkek bir kedi. Iran soyundan. Aldığımızda 3 aylıktı. Alırken chinchilla diye almıştık, cinsi önemli olduğundan değil, ama öyle demişlerdi. Geçen sene öğrendik ki, Bilbo'nun renklerinden olan kedilere black smoke deniyormuş. Zaten chinchilla kediler beyaz olurmuş, bizimki gri-siyah.
Bu cins kediler uzun tüylü oluyorlar. Tüylerinin karışmaması için hergün taramak gerekiyor. Ama Bilbo onu aldığımızdan beri hiç izin vermedi onu taramamıza. Tüylerin karışıp kedi için rahatsızlık yaratması bir problem, özellikle kış bitiminde dökülmeye başlaması bir başka problem. Bizim çözümümüz ise her sene yaza doğru tüylerini tamamen kestirmek.
Bilbo'nun tüyleri kesilince uzun tüylü hali kadar güzel olmuyor ama içim rahat. Çünkü tüylerinin kesilmiş olması Bilbo için bir psikolojik bir problem yaratmıyor, aksine hoşuna gidiyor. Bir-iki günlük alışma devresinden sonra o sürekli yatan uyuyan kedi birden dünyanın en enerjik kedisine dönüşüyor. Evde oradan oraya koşan bir kedi... Hem daha rahat hareket ediyor hem de sıcak onu daha az rahatsız ediyor.
Bu seneki tüy kestirme islemini normalden 1-2 ay erken yaptık. Bilbo da bebişe hazır yani :)
ve resimler... öncesi ve sonrası... Bu arada Bilbo'nun tüylerinin diplerinin bembeyaz olduğuna dikkatinizi çekerim. Uzadıkça açık griden siyaha değişen bir rengi oluyor.
27 Mart 2011 Pazar
23 Mart 2011 Çarşamba
36,5 hafta
Hiç yazasım yok. Aslında yazacak çok fazla bir şey de yok. Her şey yolunda, karnım gün geçtikçe büyüyor (nereye kadar diye sormak istiyor insan :)) ) İstiyorum ki artık doğsun bebiş ve onunla ilgili şeyler yazayım buraya.
Evden çalışıyorum bu haftanın başından beri. Yazmak istediğim iki makale vardı. Birini neredeyse bitirdim, diğerini de önümüzdeki haftanın sonunda bitirmek istiyorum.
Şimdilik haberler böyle. Bir kaç hafta içinde daha ilginç haberlerle görüşmek üzere :)
Evden çalışıyorum bu haftanın başından beri. Yazmak istediğim iki makale vardı. Birini neredeyse bitirdim, diğerini de önümüzdeki haftanın sonunda bitirmek istiyorum.
Şimdilik haberler böyle. Bir kaç hafta içinde daha ilginç haberlerle görüşmek üzere :)
11 Mart 2011 Cuma
34. hafta - resimler
Bir kaç resim koyayım dedim. Türkiye'den kimler girebiliyor siteye bilemiyorum. Giren görür en azından. Şimdi giremeyen de yasak kalkınca görür (kısa zamanda kalkarsa tabi).
İlk resim geçen pazardan, 34 haftalık hamile oya'yı merak edenlere...
İkincisi de bebişin 33 haftalık 3B görüntüsü. Bebiş bu görüntü alındığı sırada 2,5 kiloydu.
İlk resim geçen pazardan, 34 haftalık hamile oya'yı merak edenlere...
İkincisi de bebişin 33 haftalık 3B görüntüsü. Bebiş bu görüntü alındığı sırada 2,5 kiloydu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


