Eskiden beri sinir olurum, kız ve erkek oyuncaklarındaki, kıyafetlerindeki derin uçuruma ve o küçük yaşta kuzulara dayatılan cinsiyetçi yaklaşıma. Bütün kızlar bebeklerle bütün erkekler de arabalarla mı oynamalı? Seçenekler versek ve onlar seçse daha iyi olmaz mı?
Şu ufaklık bile o küşük yaşında anlamış bu durumu. Soruyor babasına:
Neden bütün kızlar pembe renkli oyuncakları bütün erkekler de diğer renkli oyuncakları almak zorunda?
Evet neden gerçekten?
Benim hem legolarım, hem star wars kahramanlarım, hem de barbie bebeklerim vardı. Hepsini ayrı ayrı çok severdim.
Geçen gün bir arkadaşımla konuşurken farkettim ki kız ve erkek çocuklar için bu konuda bir çıfte standard var. Bir çok anne baba kız çocuklarına yogunlukla bebek, mutfak eşyası oyuncakları alsa da eğer çocukları arabalara, toplara, ya da erkeklerin ilgi duyduğu diğer oyuncaklara ilgi duyarsa çok ses çıkarmıyor. Fakat tersi anne babalarda derin endişeler yaratabiliyor. Bebeklerle ya da mutfak malzemeleriyle oynayan bir erkek çocuk... Dünya başımıza yıkılacak galiba...
Bunun gerisinde ne yazık ki toplumun erkeklere ait gördüğü değerleri yüceltip kadınlara ait gördüğü değerleri küçümsemesi var. Kızınız erkek Fatma olursa sorun yok ama tersi kabul edilemez.
Üstelik bunu anneler, yani kadınlar daha çok yapıyorlar. Ne acı...
27 Aralık 2011 Salı
9 Aralık 2011 Cuma
Ece bu aralar ...
- Çok dengeli bir şekilde oturuyor. Çok heyecanlanırsa kendini geriye attığından arkasına bir yastık koyuyorum :)
- İsmine bakmaya başladı (bazen)
- Bilbo nerede diye sorduğumuzda (kendisi bizim kedimiz olur) etrafına bakınıp bilboyu arıyor (bazen)
- 6 dişi birden beyaz beyaz parlıyor, sanırım şimdi de alt yan dişler geliyor.
- Eline geçen her şeyi atıp sonra da arkasından bakıyor.
- İsmine bakmaya başladı (bazen)
- Bilbo nerede diye sorduğumuzda (kendisi bizim kedimiz olur) etrafına bakınıp bilboyu arıyor (bazen)
- 6 dişi birden beyaz beyaz parlıyor, sanırım şimdi de alt yan dişler geliyor.
- Eline geçen her şeyi atıp sonra da arkasından bakıyor.
7 Aralık 2011 Çarşamba
Depresif
Son yazılarıma topluca bakınca farkettim ki hep sorunlardan bahsediyorum bir süredir. Bu aralar çok keyfim yok, ve bu durum yazılara da yansıyor.
Ben işteyken Ece'nin keyfinin yerinde olduğundan emin olsam daha iyi olacak keyifler. Hala biberondan (ya da bardaktan ya da baska herhangi bir nesneden) sütü içmiyor. Bu gün bardaktan içtiği suyu bile içinde süt olma ihtimaline karşı reddetmiş :)
Belki de doyuyor katı gıdalarla. Geçen gün sebzesinden önce vermeyi denedik sütünü. Çok içmemiş ama reddetmemiş de. Belki de bir süredir o saatlerde keyif için emiyordu doymaktan çok. Biraz daha bekleyip sonra doktorumuza danışacağım, bakalım ne diyecek.
Ben işteyken Ece'nin keyfinin yerinde olduğundan emin olsam daha iyi olacak keyifler. Hala biberondan (ya da bardaktan ya da baska herhangi bir nesneden) sütü içmiyor. Bu gün bardaktan içtiği suyu bile içinde süt olma ihtimaline karşı reddetmiş :)
Belki de doyuyor katı gıdalarla. Geçen gün sebzesinden önce vermeyi denedik sütünü. Çok içmemiş ama reddetmemiş de. Belki de bir süredir o saatlerde keyif için emiyordu doymaktan çok. Biraz daha bekleyip sonra doktorumuza danışacağım, bakalım ne diyecek.
Anne yardım et...
Geçen hafta sonu Ece için biraz dertli geçti. Katı gıdalara alışmaya çalışan minik sindirim sistemi greve gitti ve Ece kabız oldu. Teşhisi koyduktan sonra çözümü kolay aslında. Bazı yiyecekleri kes, bol su, kuru kayısı, kuru erik, armut, vs. yedir, tamamdır.
Tamam ama sonucu hemen alamıyorsun ki. Belli bir zaman geçmesi gerekiyor, yenilen şeyler dışarıya çıkmaya hazır hale gelinceye kadar.
Kuzunun çok canı yandığı her halinden belli. Bir yandan yapmaya çalışıyor, bir yandan ağlıyor, bir yandan da gözümün tam içine bakıyor, dertli dertli. Çok belli, yardım istiyor. İnsanın nasıl içi acıyor. Anne yüreği istiyor ki o anda çözebilsin yavrusunun sorununu, acısını geçirebilsin. Ama olmuyor her zaman. Bazen yapman gereken herşeyi yaptıktan sonra beklemek gerekiyor ve o bekleyiş süresince tek yapabileceğin şey onun yanında olmak.
Tamam ama sonucu hemen alamıyorsun ki. Belli bir zaman geçmesi gerekiyor, yenilen şeyler dışarıya çıkmaya hazır hale gelinceye kadar.
Kuzunun çok canı yandığı her halinden belli. Bir yandan yapmaya çalışıyor, bir yandan ağlıyor, bir yandan da gözümün tam içine bakıyor, dertli dertli. Çok belli, yardım istiyor. İnsanın nasıl içi acıyor. Anne yüreği istiyor ki o anda çözebilsin yavrusunun sorununu, acısını geçirebilsin. Ama olmuyor her zaman. Bazen yapman gereken herşeyi yaptıktan sonra beklemek gerekiyor ve o bekleyiş süresince tek yapabileceğin şey onun yanında olmak.
2 Aralık 2011 Cuma
Biberon Boykotu
Ece 4 aylıkken çalışmaya basladığımda, başlama tarihinden 2 hafta kadar önce başlamıştık biberon denemelerine. Başlarda tamamen reddetti Ece biberonu. Emzik de kullanmıyordu zaten. Memenin yapayını sevmiyor çocuk :) Sonra yavaş yavaş kabullendi ve çalıştığım 1 ay boyunca sorunsuz içti sütlerini. Sonrasında benim çalışmadığım geçtiğimiz 2 ay boyunca hep beraberdik, biberona ihtiyaç olmadı hiç. Tekrardan biberon alması sorun olmaz diye düşünmüştüm, hata etmişim. Dün akşam ilk denemeyi yaptık ve hüsranla sonuçlandı. Bu gün işteydim, kesinlikle içmemiş sütü biberondan. Çok inatçı, annesine çekmiş kuzu :)
Ece 5 gün sonra 7,5 aylık olacak. Buradaki doktorumuz 8. ayda günde 2 öğünü sadece katı gıdalarla yapabilirsiniz demişti. Eğer almazsa biberonu, o zaman sabah emzireceğim, sonra aksam 6'da eve gelince emzireceğim tekrar, bir de yatmadan önce tekrar. Aralarda sebzeler, etler, meyveler ve yogurt. Ama bu kadar anne sütü yetecek mi kuzuya?
29 Kasım 2011 Salı
sulugoz
Annelik insanı değiştiriyor. Bende de, dışarıdan görülebilen, görülemeyen, henüz farkında olduğum, olmadığım, bir sürü değişiklik olmuştur. Ama bir tanesi var ki, hiç hoşnut değilim: Ece'nin doğumuyla birlikte iyiden iyiye sulu gözlü biri oldum çıktım.
Eskiden de çok farklı olduğumu iddia etmiyorum. Özellikle film izlerken, en ufağından duygu kırıntısı içeren bir sahne varsa çok zor tutarım kendimi, hemen gözler yaşlanır. Potansiyel varmış demek ki önceden de. Ama süper gizlerim. Kimse anlamaz gözlerimin dolduğunu. Bir tek Onurcum çok iyi tanır beni, o anlar hemen.
Ama artık her şeye doluyor gözlerim. Özellikle içinde çocuk olan her hangi bir konu, beni tetiklemeye yetiyor :) Gizlemek de iyice zorlaştı artık. Bir çözüm bulmak lazım.
Eskiden de çok farklı olduğumu iddia etmiyorum. Özellikle film izlerken, en ufağından duygu kırıntısı içeren bir sahne varsa çok zor tutarım kendimi, hemen gözler yaşlanır. Potansiyel varmış demek ki önceden de. Ama süper gizlerim. Kimse anlamaz gözlerimin dolduğunu. Bir tek Onurcum çok iyi tanır beni, o anlar hemen.
Ama artık her şeye doluyor gözlerim. Özellikle içinde çocuk olan her hangi bir konu, beni tetiklemeye yetiyor :) Gizlemek de iyice zorlaştı artık. Bir çözüm bulmak lazım.
tekrar iş
Ağustos sonunda, Ece 4 aylıkken işe başlamıştım. Ama geçici bir işe başlamaydı o. Üzerinde çalıştığım projenin bitmesine 1 ay kalmıştı, yeni projeme de hemen arkasından başlamamaya karar vermiştim. Dolayısıyla 1 ay çalıştım sonra tekrar ara verdim. Şimdi, 1 Aralık'ta tekrardan başlıyorum işe.
İşe başlayacak olmanın bende yarattığı stres yetmezmiş gibi, bu gün bakıcımız hastalandı. Umarım perşembeye kadar toparlar, yoksa ilk günden ben gelemiyorum demek biraz uygunsuz olacak :)
İşe başlayacak olmanın bende yarattığı stres yetmezmiş gibi, bu gün bakıcımız hastalandı. Umarım perşembeye kadar toparlar, yoksa ilk günden ben gelemiyorum demek biraz uygunsuz olacak :)
23 Kasım 2011 Çarşamba
7. ay
Arkadaşlarımın çocuklarını gördükçe, büyümelerini izledikçe daha da iyi anlıyorum. Zaman göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor, çok çabuk büyüyorlar. Her anın tadını çıkarmak lazım.
Ece 7 aylık oldu. Doğumu, onu ilk kucağıma alışım daha dün gibi. Son 2 ayda o kadar hızla büyüdü ve değişti ki. Hem bu halleri çok hoşuma gidiyor hem de arada yenidoğan zamanları gözümün önüne geliyor, özlüyorum. Bir yandan da daha büyük hallerini düşünüyor, sabırsızlanıyorum. Karışık duygular...
Ece 7 aylık oldu. Doğumu, onu ilk kucağıma alışım daha dün gibi. Son 2 ayda o kadar hızla büyüdü ve değişti ki. Hem bu halleri çok hoşuma gidiyor hem de arada yenidoğan zamanları gözümün önüne geliyor, özlüyorum. Bir yandan da daha büyük hallerini düşünüyor, sabırsızlanıyorum. Karışık duygular...
16 Kasım 2011 Çarşamba
Dişler ve katı gıdalar
Ece'nin dişleri son hızla gelmeye devam ediyor. İlki (alt ön sağ) Ece 5,5 aylıkken, İzmir'e gitmemizden hemen sonra çıktı. İkincisi de (alt ön sol) ondan 1 hafta sonra İstanbul'dayken. Şımdi de üstler gelmeye başladı. Hem de dördü birden geliyor. Önce üst yan dişler çıktı, üst ön sağ diş de çıkmak üzere. Sanırım 1 haftaya kadar diğeri de çıkacak. Ece 7. ayını tamamlarken 6 dişi çıkmış olacak.
Çok kaşınıyor dişleri. Biraz dişlerin de etkisiyle sanırım, kendi kendine uyuyamıyor artık. Bu yetmiyormuş gibi şimdi de emerek uyumak istiyor. Ek gıdalara geçişle beraber yemek düzeni de bozuldu biraz, acaba aç mı kalıyor diye endişeleniyorum. Ne zormuş bu ek gıdalara geçiş :(
Şimdilik bir sürü şeyden tattırıyorum. Elma, armut, erik, muz, şeftaliyi cam rendeden geçirip kaşıkla yediriryorum. Çok seviyor. Kuru erik ve kuru kayısıyı az suda haşlayıp süzgeçten geçirip yediriyorum, bunları da çok seviyor. Yoğurda bayılıyor. Bunlar dışında sebzelerden havuç, patates, brokkoli, kabak ve ıspanak tattı. Bir iki kaşık aldı ama çok sevdiğini söyleyemeyeceğim. Bir kere havuç, kabak, tavuk, zeytinyağ karışımı verdim. Çok sevmedi ama çok itiraz da etmedi. Yumurta da tattırdım. Önce tek başına, sonra anne sütü ile karıştırıp. O da pek sevilmedi.
Bir kaç yerde bu aylarda artık eline çok sert olmayan elma, armut gibi meyveler verebilirsiniz diye yazıyor. Daha henüz dişleri çıkmamışken veriyordum aslında. Ama alt dişleri çıkınca parça koparmaya başladı yediği şeyden. Bir keresinde epey zorlandı kopardığı parçayı yutamayınca. Ben de ondan sonra vermemeye başladım. Sanırım tekrar deneyeceğim bu aralar.
Çok kaşınıyor dişleri. Biraz dişlerin de etkisiyle sanırım, kendi kendine uyuyamıyor artık. Bu yetmiyormuş gibi şimdi de emerek uyumak istiyor. Ek gıdalara geçişle beraber yemek düzeni de bozuldu biraz, acaba aç mı kalıyor diye endişeleniyorum. Ne zormuş bu ek gıdalara geçiş :(
Şimdilik bir sürü şeyden tattırıyorum. Elma, armut, erik, muz, şeftaliyi cam rendeden geçirip kaşıkla yediriryorum. Çok seviyor. Kuru erik ve kuru kayısıyı az suda haşlayıp süzgeçten geçirip yediriyorum, bunları da çok seviyor. Yoğurda bayılıyor. Bunlar dışında sebzelerden havuç, patates, brokkoli, kabak ve ıspanak tattı. Bir iki kaşık aldı ama çok sevdiğini söyleyemeyeceğim. Bir kere havuç, kabak, tavuk, zeytinyağ karışımı verdim. Çok sevmedi ama çok itiraz da etmedi. Yumurta da tattırdım. Önce tek başına, sonra anne sütü ile karıştırıp. O da pek sevilmedi.
Bir kaç yerde bu aylarda artık eline çok sert olmayan elma, armut gibi meyveler verebilirsiniz diye yazıyor. Daha henüz dişleri çıkmamışken veriyordum aslında. Ama alt dişleri çıkınca parça koparmaya başladı yediği şeyden. Bir keresinde epey zorlandı kopardığı parçayı yutamayınca. Ben de ondan sonra vermemeye başladım. Sanırım tekrar deneyeceğim bu aralar.
12 Kasım 2011 Cumartesi
9 Kasım 2011 Çarşamba
Ece minicikken: Emzirme ve fazla süt problemi
Ece doğduğundan beri hep emmeyi çok seven bir bebek oldu. Doğum sonrası 3. günde sütüm geldiğinde çok sevindim çünkü fizyolojik sarılık başlamıştı ve artık midesine bir şeyler gitmesi gerekiyordu. Zamanla fark ettim ki benim vücudum Ece'nin ihtiyacı olandan daha fazla süt üretiyor ve bu durumun da kendine özgü problemleri var (sütün azı kadar fazlası da problem anlayacağınız). İlk 6 hafta boyunca (süt üretimi 6 hafta içinde arz-talepe göre dengeleniyor, azsa artıyor, fazlaysa azalıyor, sonuçta bebeğin ihtiyacı olan miktara geliyor) bu problemleri yaşadık. İnternette arştırınca fazla süt (Oversupply) probleminin yaşanan, bilinen bir problem olduğunu gördüm ve çözüm önerilerini öğrendim. İşin ilginci ne doğum sonrası gelen ebe ne de ilk ayda gittiğim doktorum bana bundan bahsetti. Ben "Ece saatte bir emmek istiyor" dediğimde konuştuğum kişiye göre farklı tepkiler alıyordum. Parantez içindekiler benim bu tepkilere cevaplarım. Bu cevapları o zaman değil sonrasında buldum, kendi cevaplarımın doğruluğundan zamanla emin oldum.
- sütün yetmiyor mu acaba? çok sık emmek istiyor bu çocuk (hayır sütüm çok fazla, hatta o kadar fazla ki emerken boğulacak gibi oluyor, bazen burnundan bile süt geliyor. Bu arada o ilk aylarda Ece ayda 1,5 kilo aldığından bunu savuşturmak çok kolay oluyordu)
- gazı olduğundan emmek istiyordur (hayır bildiğin aç bu çocuk)
- 5 dk çok az daha uzun emmesi lazım (5dk'dan sonra istemiyor zorla mı vereyim)
Aşağıda yazdıklarım tamamen kendi tecrübelerim. Bu konu ile ilgili daha fazla bilgi ilginizi çekerse, http://www.kellymom.com/bf/supply/fast-letdown.html adresine bakabilirsiniz. Ben burada yazanlardan epey faydalanmıştım.
Ece'nin emme süresi genellikle 5 - 8 dk. Sonrasında bırakıyor. Ben öyle 30-40 dakika emzirdiğimi bilmem. Hala da öyledir. Bırakmasının sebebi gaz olması. Süt çok hızlı ve fazla miktarda geldiği için bebekte gaz yapıyor, hatta arada boğulur gibi oluyor. Dolayısıyla, o herkese önerilen, bir emzirme seansında her iki memeden 10-15 dk emme olayını biz hiç yapamadık. Kimse de bana başka bir opsiyon olduğunu söylemedi, internette bulduğum çeşitli kaynaklar ve iç güdülerim hariç.
Bu durumun yarattığı asıl problem şu. Bebek kısa emdiği için sütün doyurucu, yağ yönünden zengin olan kısmını alamıyor, dolayısıyla hem çabuk acıkıyor (Ece 1 saat sonra tekrar emmek isterdi) hem de sütün ilk gelen kısmı gaza sebep oluyor. Bu duruma bizim çözümümüz şöyle oldu: Ece 2 - 3 saatte bir emiyordu, her seferinde sadece tek bir memeden, ama tek bir seferde değil, bir kaç seferde. Böylece sütün hem ilk hem son kısmını alabiliyordu. Bu durum Ece 3 aylik olana kadar boyle devam etti. Tek seferde ve 3 saaatte bir emmeye yaklaşık 4 aylıkken geçebildi. Ondan önce 3 saati zor buluyorduk. 4 saate hiç çıkmadı, çok nadir uzun uyuduğu uykulu günleri hariç.
Yukaridaki sebeplerden Ece ilk zamanlarda hiç keyif için emmedi ve emme süresi hep çok kısa oldu. Şimdi de çok nadir keyif için emer ve artık büyüyüp güçlendiği için 5 dakikada bitirir öğününü.
Bu yazıyı neden yazdım?
Ben zamanında çok sıkmıştım kendimi bu durum sebebiyle. Neyse ki Ece'nin kilo alım hızı normalin çok üstündeydi de sütüm az mı acaba diye hiç düşünmedim. Ama öyle olmasaydı, daha farklı olurdu. Bu kadar sık emmek isteyen bir bebek görünce herkes diyor ki "sütün az herhalde". Sonrası zaten bir kısır döngü. Anne üzülüyor, üzüldüğü için sütü artmıyor, vs...
Başkalarını da dinlemek lazım, farklı bilgileri bakış açılarını öğrenmek için. Ama o bilgileri mutlaka annenin kendi süzgecinden geçirmesi gerekiyor.
Yukaridaki sebeplerden Ece ilk zamanlarda hiç keyif için emmedi ve emme süresi hep çok kısa oldu. Şimdi de çok nadir keyif için emer ve artık büyüyüp güçlendiği için 5 dakikada bitirir öğününü.
Bu yazıyı neden yazdım?
Ben zamanında çok sıkmıştım kendimi bu durum sebebiyle. Neyse ki Ece'nin kilo alım hızı normalin çok üstündeydi de sütüm az mı acaba diye hiç düşünmedim. Ama öyle olmasaydı, daha farklı olurdu. Bu kadar sık emmek isteyen bir bebek görünce herkes diyor ki "sütün az herhalde". Sonrası zaten bir kısır döngü. Anne üzülüyor, üzüldüğü için sütü artmıyor, vs...
Başkalarını da dinlemek lazım, farklı bilgileri bakış açılarını öğrenmek için. Ama o bilgileri mutlaka annenin kendi süzgecinden geçirmesi gerekiyor.
8 Kasım 2011 Salı
6,5 aylık annenin izlenimleri
Kuzuyla 6,5 ayımızı tamamladık. Acemi anne ve babadan yavas yavas normal anne babaya evrildik, her geçen gün de evrilmeye devam ediyoruz. Geriye baktığımda yaşadığım bu sürecin bana gösterdiği en önemli şey kendine güvenmenin çok önemli olduğu. İlk kez anne oluyor bile olsan günün 24 saatini birlikte geçirdiğin bebeğinin ihtiyaçlarını yine en iyi sen biliyorsun. Tecrübe çok önemli ama aynı zamanda her bebek kendine özgü. O bebeğin ihtiyacını da en iyi annesi anlıyor.
Unutmamak için Ece ile ilgili emzirme, uyku, vs ile ilgili başımızdan geçenleri ara ara yazmaya karar verdim. Zamanında yazamamıştım, ancak sıra geldi. Bundan sonraki bir kaç yazı bunlarla ilgili :) Tamamen kendime notlar aslında. Bundan yıllar sonra okuyup hatırlamak için...
Unutmamak için Ece ile ilgili emzirme, uyku, vs ile ilgili başımızdan geçenleri ara ara yazmaya karar verdim. Zamanında yazamamıştım, ancak sıra geldi. Bundan sonraki bir kaç yazı bunlarla ilgili :) Tamamen kendime notlar aslında. Bundan yıllar sonra okuyup hatırlamak için...
7 Kasım 2011 Pazartesi
vatana ayak bastık ve donduk :)
çook uzun zaman oldu yazmayalı. Özetle geçtiğimiz 2 ayda şunlar oldu:
İşe dönüp bir ay çalıştıktan sonra projemi bitirdim. Yeni projeye Aralık başında başlıyorum, yani iki ay tatil :) (Ne yazık ki 1 ayı bitti bile)
İzmir'e geldik. Ece tüm aileyle tanıştı. İlk başlardaki yabancılama zamanla yerini sosyal cimcime olmaya bıraktı. Herkesi tek tek inceliyor, sonra da başlıyor gülücükler dağıtmaya.
Arada 3 günlüğüne İstanbul'a geldik. Tam bir koşturmaca içinde geçti. Sabah arkadaşlarla kahvaltı, öğle yemeğinde iş arkadaşları, akşam kuzenler derken İstanbul seyahatinin sonuna geldik. Geride göremediğimiz, yeterince zaman geçiremediğimiz bir dolu kişi bırakarak İzmir'e döndük.
Ece çok büyüdü. Algıları, kendini ifade edebilmesi, hareketleri çok gelişti. Ece bebekken diye başlayan cümleler kurmaya bile başladık.
Sürekli konuşuyor. Çığlıklar atıyor. Bazen o kadar yüksek sesler çıkarıyor ki kendine bir zarar verecek diye endişeleniyorum :)
Alt iki dişi çıktı. Üstler de çıkmak üzere sanırım, bu ara çok kaşınıyor.
Sanırım dişlerin de çıkmasıyla sss, tsss sesleriyle beraber baloncuklar yapmaya başladı. Çok keyif alıyor.
Yerde oyuncaklarıyla oynamayı çok seviyor. Sürekli bir o tarafa, bir bu tarafa dönüyor. Oturma konusunda da epey ilerledi. Dengesini sağlıyor ama etrafta ilgisini çeken bir oyuncak vs. varsa ona uzanayım derken düşüyor :) Zıplama, yere basma gibi konularda isteksiz henüz.
Uyku konusunda epey yol kat ettik. Arada yine kucak istese de çoğunlukla yatağına bırakıyorum, kendi kendine uyuyor. Bir kedisi var, ona sarılıyor, yiyor, emiyor, bu arada konuşuyor konuşuyor konuşuyor (epey yüksek sesle) sonra bir anda uyuyuveriyor :) Uyuyamazsa yanına gidiyorum, biraz kucağımda duruyor, sonra yine yatağına gitmek istiyor.
Gece uyanmaları 1 iken 2ye çıktı. Sanırım dişler sebebiyle. Şimdilik idare ediyorum da işe başlayınca bakalım nasıl olacak.
Katı gıdalara başladık. Meyveleri ve yoğurdu çok seviyor. Yeşil sebzelerde henüz pek başarı sağlayamadık. Biraz yavaştan gidiyoruz sanırım. Bu ay biraz hızlansak iyi olacak.
Kendi kendime söz verdim, bu ay her gün ya da gün aşırı yazacağım mutlaka.
işte size Ece cücesi
İşe dönüp bir ay çalıştıktan sonra projemi bitirdim. Yeni projeye Aralık başında başlıyorum, yani iki ay tatil :) (Ne yazık ki 1 ayı bitti bile)
İzmir'e geldik. Ece tüm aileyle tanıştı. İlk başlardaki yabancılama zamanla yerini sosyal cimcime olmaya bıraktı. Herkesi tek tek inceliyor, sonra da başlıyor gülücükler dağıtmaya.
Arada 3 günlüğüne İstanbul'a geldik. Tam bir koşturmaca içinde geçti. Sabah arkadaşlarla kahvaltı, öğle yemeğinde iş arkadaşları, akşam kuzenler derken İstanbul seyahatinin sonuna geldik. Geride göremediğimiz, yeterince zaman geçiremediğimiz bir dolu kişi bırakarak İzmir'e döndük.
Ece çok büyüdü. Algıları, kendini ifade edebilmesi, hareketleri çok gelişti. Ece bebekken diye başlayan cümleler kurmaya bile başladık.
Sürekli konuşuyor. Çığlıklar atıyor. Bazen o kadar yüksek sesler çıkarıyor ki kendine bir zarar verecek diye endişeleniyorum :)
Alt iki dişi çıktı. Üstler de çıkmak üzere sanırım, bu ara çok kaşınıyor.
Sanırım dişlerin de çıkmasıyla sss, tsss sesleriyle beraber baloncuklar yapmaya başladı. Çok keyif alıyor.
Yerde oyuncaklarıyla oynamayı çok seviyor. Sürekli bir o tarafa, bir bu tarafa dönüyor. Oturma konusunda da epey ilerledi. Dengesini sağlıyor ama etrafta ilgisini çeken bir oyuncak vs. varsa ona uzanayım derken düşüyor :) Zıplama, yere basma gibi konularda isteksiz henüz.
Uyku konusunda epey yol kat ettik. Arada yine kucak istese de çoğunlukla yatağına bırakıyorum, kendi kendine uyuyor. Bir kedisi var, ona sarılıyor, yiyor, emiyor, bu arada konuşuyor konuşuyor konuşuyor (epey yüksek sesle) sonra bir anda uyuyuveriyor :) Uyuyamazsa yanına gidiyorum, biraz kucağımda duruyor, sonra yine yatağına gitmek istiyor.
Gece uyanmaları 1 iken 2ye çıktı. Sanırım dişler sebebiyle. Şimdilik idare ediyorum da işe başlayınca bakalım nasıl olacak.
Katı gıdalara başladık. Meyveleri ve yoğurdu çok seviyor. Yeşil sebzelerde henüz pek başarı sağlayamadık. Biraz yavaştan gidiyoruz sanırım. Bu ay biraz hızlansak iyi olacak.
Kendi kendime söz verdim, bu ay her gün ya da gün aşırı yazacağım mutlaka.
işte size Ece cücesi
25 Ağustos 2011 Perşembe
İşe dönüş
16 haftalık doğum iznim ve kalan izin günlerim bitti, işe dönüş vakti. Aslında sadece 1 ay çalışacağım ve sonra bir-iki ay ara vereceğim. Bu bir ayın büyük bölümünde de evden çalışacağım. Geçen haftaya kadar sonrasında ne yapacağım belli değildi. Geçen perşembe yazdığım projenin kabul edildiği haberini aldım. Ece 2 aylıkken Bern'e gidip sunduğum proje... Projeye ne zaman başlayacağımı ben seçeceğim. Dolayısıyla şu an üzerinde çalıştığım projeyi bitirdikten sonra bir süre ara verebilirim. Ekim ve Kasım'ı Ece ile geçirip Aralık başında başlamayı planlıyorum.
Dün işteki ilk günümdü. Son 2-3 haftadır Ece'nin uykularını ayarlamaya çalışıyordum, yatma saatini akşam 8:00-8:30'a çekip, sabah 7:30'da kaldırıp emzirip çıkarım diye düşünüyordum. Başarılı da olmuştum aslında ama son bir hafta bir şeyler oldu ve yatma saatimiz 10'ları bulmaya başladı tekrardan. Önceki iki gün de aşı sebebiyle tamamen bozuldu uyku saatleri. Bir de üstüne havanın sıcaklığı eklenince gece 9'da başladığımız uyuma/uyutma aktivitemizi 10'da bitirebildik. Sabah da 6'da uyandı sonra da bir daha uyumadı. Emzirdim çıktım, bir miktar da süt bıraktım. benden sonra 2 saat uyumuş, yarım kalan gece uykusunu tamamladı sanırım :)
Bir süredir biberona alıştırmaya çalışıyorduk, epey de yol katettik. Ama ilk kez dün üst üste iki öğününü sadece biberonla aldı. Çok problem çıkartmamış. Ama sanırım biraz az içti. 2 öğünde 140 ml civarı. Gerçi ben de işte o civarda süt sağdım. Belki de o öğünleri o kadarla geçiriyor, sabah ve akşam öğünlerinde daha fazla emiyor. Bu gün evdeyim, emziriyorum. Yarın yine işteyim, biraz daha fazla süt önereceğiz bu sefer, bakalım ne kadar içecek.
4. ay
Ece 4. ayında 7.280 gr, 65 cm. Aşılarını oldu, her bacaktan bir adet :). 2. ayına göre çok daha az ağladı. İğne vurulduğunda şaşırıyor ama ağlamıyor, ağlamaya aşı enjekte edildiğinde başlıyor. Çok tatlıydı kuzu, aşı öncesi keyfi çok yerindeydi, konuşuyor, bağırıyor, dönmeye çalışıyor, yerinde durmuyordu. Aşıyla beraber tüm keyfi kaçtı. Geçen sefer ateşi olmamıştı ama tüm gün emip uyumuştu. Bu sefer uykusunda çok değişiklik olmadı ama biraz ateş yaptı. Ateş ertesi gün de devam etti. Bir de bu aralar havalar çok sıcak burada, 30 derecenin üstünde, o da çok rahatsız etti fıstığı. Sıcağı hiç sevmiyor kuzu.
Ece'nin doktoru istersek katı gıdalara başlayabileceğimizi istemezsek bekleyebileceğimizi söyledi. Ben önümüzdeki ay başlamak istiyordum, hem katı gıdalara ben başlatmak, yanında olmak istiyorum hem de benim çalışmaya başlamam Ece'nin hayatında epey bir değişiklik yaratacak, bir değişiklik daha eklemek istemiyorum. Doktordan da onayı alınca katı gıdalar bir süre daha ertelendi. Eylül sonu İzmir'e gideceğiz. Öncesinde başlama ihtiyacı olmazsa Ekim ortası gibi başlarım sanırım, Ece'de 5,5 aylık olmuş olur. Hala arada gaz sıkıntısı oluyor Ece'nin. Katı gıdalara başlayınca gaz problemleri artarsa diye korkuyorum. Biraz daha zaman geçsin, sindirim sistemi biraz daha gelişsin, sonra tanışır yiyeceklerle...
Ece'nin doktoru istersek katı gıdalara başlayabileceğimizi istemezsek bekleyebileceğimizi söyledi. Ben önümüzdeki ay başlamak istiyordum, hem katı gıdalara ben başlatmak, yanında olmak istiyorum hem de benim çalışmaya başlamam Ece'nin hayatında epey bir değişiklik yaratacak, bir değişiklik daha eklemek istemiyorum. Doktordan da onayı alınca katı gıdalar bir süre daha ertelendi. Eylül sonu İzmir'e gideceğiz. Öncesinde başlama ihtiyacı olmazsa Ekim ortası gibi başlarım sanırım, Ece'de 5,5 aylık olmuş olur. Hala arada gaz sıkıntısı oluyor Ece'nin. Katı gıdalara başlayınca gaz problemleri artarsa diye korkuyorum. Biraz daha zaman geçsin, sindirim sistemi biraz daha gelişsin, sonra tanışır yiyeceklerle...
Sallanma dedim!
Ece'nin sallanan bir koltuğu var. Ece yakın zamana kadra bu koltukta oturmaktan çok hoşlanırdı. Tepesinde bir kaç oyuncak var, ışık ve ses çıkarıyorlar. Ece hareket ettikçe kırmızı balık sallanıyor, kırmızı balık sallanınca da müzik çalıyor. Bir de yıldız ve bulut var, onu çevirince de ışıklar yanıyor. Müzik çalıyorsa ışıklar yanmıyor, ya biri ya diğeri. Geçen gün yemek yerken yanımızda dursun diye koltuğuna oturttuk. Çok hareketliydi Ece, eller kollar sürekli hareket halinde, o hareket ettikçe müzik çaldı. Ama Ece'nin gözü ışıklarda, onlar yansın istiyor. Yanmayınca sinirleniyor daha da hareket ediyor, hareket ettikçe de müzik devam ediyor. En sonunda ışıklara bakarak başladı söylenmeye, çığlıklar atmaya. Biz koltuğun sallanmasını durdurup ışıkları yakınca sustu, müzik tekrar başlayınca bağırmaya devam :)
16 Ağustos 2011 Salı
Dönüyoruz ...
Ece bir hafta önce ilk kez döndü. Bir süredir deniyordu, farkındaydım, hatta biraz elimle yardım ediyordum dönmesine. Geçen gün dönme çalışmalarımızı kameraya kaydedeyim dedim ve şans eseri Ece'nin ilk dönüşünü kaydetmiş oldum.
Buyurunuz :)
Buyurunuz :)
4 Ağustos 2011 Perşembe
3. ay
Ece 3. ay raporunu sunayım
- Tam ölçmedim ama 7 kiloyu ve 60 cm'yi geçti.
- Çok keyifli olduğu zamanlarda kahkaha atıyor
- İki gün önce ilk kez elleriyle uzanmaya ve tutmaya başladı (oyuncaklarına, ellerimize)
- Ece ile beraber ilk tatilimize çıktık, 2 günlüğüne Evian'a gittik.
- Gundüz uykularımız kısa, gece uykularımızı 1-2 uyanmayla tamamlıyoruz.
- Hala kucakta uyutuyoruz ama en azından artık dalmasına yakın yatağına koyduğumuzda aşırı itiraz etmeden uyuyor.
- Biberon kesinlikle almıyor. Her gün bir öğün deniyoruz ama henüz başarılı olamadık. Annesi kara kara düşünüyor çalışmaya başlayınca ne olacak diye.
- Emzik de emmiyor. Eger ben tutarsam emziği ağzında dolastırıp duruyor.
- Uyurken kendine eeee yapıyor :)
- Çok tatlı :P
Tarihe not düşeyim dedim.
- Tam ölçmedim ama 7 kiloyu ve 60 cm'yi geçti.
- Çok keyifli olduğu zamanlarda kahkaha atıyor
- İki gün önce ilk kez elleriyle uzanmaya ve tutmaya başladı (oyuncaklarına, ellerimize)
- Ece ile beraber ilk tatilimize çıktık, 2 günlüğüne Evian'a gittik.
- Gundüz uykularımız kısa, gece uykularımızı 1-2 uyanmayla tamamlıyoruz.
- Hala kucakta uyutuyoruz ama en azından artık dalmasına yakın yatağına koyduğumuzda aşırı itiraz etmeden uyuyor.
- Biberon kesinlikle almıyor. Her gün bir öğün deniyoruz ama henüz başarılı olamadık. Annesi kara kara düşünüyor çalışmaya başlayınca ne olacak diye.
- Emzik de emmiyor. Eger ben tutarsam emziği ağzında dolastırıp duruyor.
- Uyurken kendine eeee yapıyor :)
- Çok tatlı :P
Tarihe not düşeyim dedim.
9 Temmuz 2011 Cumartesi
ece 2 aylik - ben yazana kadar oldu 2,5 aylik :)
Ece 2 ay kontrolünde 6 kilo 150 gr ve 59 cm idi. Bu ay özellikle boyu çok uzamış.
Çok tatlı oldu bızdık. Her derdini çok güzel anlatıyor. Çok sevimli sesler çıkarıyor. Keyifli anları için sesleri başka, keyifsiz anları için sesleri başka. Halen kucakta uyuyor ama artık yatağına koyduğumuzda çok itiraz etmeden uykuya devam ediyor. Dışarıda gezmeyi çok seviyor. Arabada seyahat etmeyi ise pek sevmiyor. Uykulu bir şekilde koyarsak uyuyor aksi halde hayatta oturmuyor koltukta.
Benim Bern'de bir sunumum vardı 20 Haziran'da. Ece'yi bırakamayacağım için Onur, Ece, ben hep beraber gittik Bern'e trenle. Çok keyifli bir seyahat oldu hepimiz için. Ece süper uyumlu ve keyifliydi. Ben sunumdayken babasıyla takıldılar. Deneme amaçlı ilk kez biberondan süt içti. Pek hoşlanmadı ama yarısını bitirdi Onur'un elinden. Sonra ben vermeye kalkınca kabul etmedi.
| Ece 2 ay kontrolünde - aşıdan önce :) |
Çok tatlı oldu bızdık. Her derdini çok güzel anlatıyor. Çok sevimli sesler çıkarıyor. Keyifli anları için sesleri başka, keyifsiz anları için sesleri başka. Halen kucakta uyuyor ama artık yatağına koyduğumuzda çok itiraz etmeden uykuya devam ediyor. Dışarıda gezmeyi çok seviyor. Arabada seyahat etmeyi ise pek sevmiyor. Uykulu bir şekilde koyarsak uyuyor aksi halde hayatta oturmuyor koltukta.
Benim Bern'de bir sunumum vardı 20 Haziran'da. Ece'yi bırakamayacağım için Onur, Ece, ben hep beraber gittik Bern'e trenle. Çok keyifli bir seyahat oldu hepimiz için. Ece süper uyumlu ve keyifliydi. Ben sunumdayken babasıyla takıldılar. Deneme amaçlı ilk kez biberondan süt içti. Pek hoşlanmadı ama yarısını bitirdi Onur'un elinden. Sonra ben vermeye kalkınca kabul etmedi.
| Ece trende Bern'e gidiyor |
| Ece'nin ilk biberon denemesi |
23 Mayıs 2011 Pazartesi
20 Mayıs 2011 Cuma
ece'nin ilk 1 ayi
Ece doğalı 1 ay oldu. İlk bebek tecrübemiz ama Ece sakin bir bebek sanırım. Çok ağlayan bir bebek değil en azından. Emmeyi çok seviyor, bir de kucakta durmayı. Kucakta uyuyor, yerine koyduğumuzda hemen itiraz. Saatte bir emmek istiyor. Uykusu hafif ve kısa. Geceleri başta az uyanıyordu, artık 2-3 kere uyanıyor; annesinin işi ne, kalksın Ece ile ilgilensin :). Banyo yapmayı seviyor ama karnı toksa. Yoksa kıyametleri koparıyor. Çiş ve kaka yapma zamanlaması süper. Bekliyor bekliyor ve altını değiştirmek için bezini açtığımızda yapmayı seviyor hepsini. Rekor 1 alt değiştirmede 4 bez harcama ile Onur'da :) Bazen şirketine para kazandırmak için özellikle yaptığını düşünüyorum.
Kızımın hayatının ilk bir ayı genel olarak mutlu geçti sanırım. Acemi anne ve babasını eğitmeye çalıştı ece. Şimdilik karnemiz fena değil. Aksi mümkün değildi zaten, ne dediyse yaptık, ne istediyse verdik. Rüşvet diz boyu yani :) Evde Ece hakimiyeti sürüyor.
Bu gün doktor kontrolümüz vardı. Ece'nin boyu 53 cm olmuş, kilosu da 4,950 kg. Doğum kilosunun üzerine 1,5 kilodan fazla almış Ececik 1 ayda. Sadece anne sütü ile beslendiği için kilonun yüksek olması problem değil dedi doktor ama bu kadar fazla emmesine de gerek yokmuş :) Ben de emzirme aralarını 3 saate çıkarma çalışmalarına başladım bu gün itibarıyla. İlk gün için fena gitmiyor, bakalım başarabilecek miyiz? Emzik vermeye çalışıyorum ama genelde kabul etmiyor. O da haklı, gerçeği varken sahtesini ne yapsın ki kuzu.
Doktorumuz çok sevimli ve rahat biri. Şimdiden Ece'ye kendi kendine uyumayı öğretme taraftarı. Özellikle gece uykularını uzatmak için. Ben kararsız kaldım. Sanki çok erken gibi geldi. Zaten önce şu 3 saat işini bir halledelim, sonra uyku kısmına bakarız. Hepsi birden fazla kuzuya :) Bir de çok seviyor kucakta durmayı, o kadar huzurlu uyuyor ki. Biraz daha böyle devam edebilir miyiz acaba? Ne dersiniz?
Kızımın hayatının ilk bir ayı genel olarak mutlu geçti sanırım. Acemi anne ve babasını eğitmeye çalıştı ece. Şimdilik karnemiz fena değil. Aksi mümkün değildi zaten, ne dediyse yaptık, ne istediyse verdik. Rüşvet diz boyu yani :) Evde Ece hakimiyeti sürüyor.
Doğum sonrası annem 10 gün daha benimleydi; babam da 2 günlüğüne geldi. Annem ilk günlerde Ece'yle ilgili acemiliklerimizde bize çok yardımcı oldu. Evdeki ilk günü, Ece, Onur, annem, ben, hep beraber sakin geçirdik. Kısa da olsa babamı görmek çok iyi geldi; Ece de büyükbabasıyla tanıştı. İyi ki gelmiş. Onur'un annesi ve babası da annemler dönmeden bir-iki gün önce geldiler ve mayıs sonuna kadar bizimleler. Çok yardımcı oluyorlar. Ev işi, yemek, alışveriş her şeyi hallediyorlar. Gün içinde uykusuzsam emzirip babannesine veriyorum Ece'yi, biraz uyuyorum. Sayelerinde Ece ve ben rahat bir lohusa dönemi geçiriyoruz. Anneanne, büyükbaba, babaanne ve dedeye çook teşekkür ediyoruz.
Bu gün doktor kontrolümüz vardı. Ece'nin boyu 53 cm olmuş, kilosu da 4,950 kg. Doğum kilosunun üzerine 1,5 kilodan fazla almış Ececik 1 ayda. Sadece anne sütü ile beslendiği için kilonun yüksek olması problem değil dedi doktor ama bu kadar fazla emmesine de gerek yokmuş :) Ben de emzirme aralarını 3 saate çıkarma çalışmalarına başladım bu gün itibarıyla. İlk gün için fena gitmiyor, bakalım başarabilecek miyiz? Emzik vermeye çalışıyorum ama genelde kabul etmiyor. O da haklı, gerçeği varken sahtesini ne yapsın ki kuzu.
Doktorumuz çok sevimli ve rahat biri. Şimdiden Ece'ye kendi kendine uyumayı öğretme taraftarı. Özellikle gece uykularını uzatmak için. Ben kararsız kaldım. Sanki çok erken gibi geldi. Zaten önce şu 3 saat işini bir halledelim, sonra uyku kısmına bakarız. Hepsi birden fazla kuzuya :) Bir de çok seviyor kucakta durmayı, o kadar huzurlu uyuyor ki. Biraz daha böyle devam edebilir miyiz acaba? Ne dersiniz?
16 Mayıs 2011 Pazartesi
ve ece dogdu ...
Son yazıdan bu yana çok şey oldu. Ece doğdu, hatta neredeyse 1 aylik oldu, cuma gunu 1. ay doktor kontrolüne gidecegiz.
Yazmaya ancak zaman bulabiliyorum. Sırasıyla başlayalım. Önce doğum hikayemiz:
Doktorumuz 39+3'teki muayene sonrasında 40+2 için randevu vermişti. Arada onu doğum başlıyor diye arayacağımı umarak :) Ama sevgili kızımın hiç acelesi yoktu ve beklemeyi tercih etti. Salı günü randevuya gittiğimizde doktorumuz, yaklaşan 4 günlük Paskalya tatilinin de etkisiyle, ertesi gün doğumu suni olarak başlatmayı önerdi. Ben de onayladım. Tatile denk gelsin istemiyordum doğum ve bildiğim, tanıdığım bir doktorun olmasını istiyordum. Çarşamba akşam 8 civarı doğumu başlatacak hormonu vereceklerdi; sancılar ancak sabaha başlardı ve perşembe ögleden sonra Ece'miz doğmuş olurdu.
Çarşamba günü ben, Onur ve annem bol bol gezdik. Resimler çektik. Akşama yemek için balık aldık. Hatta balığı ben pişirdim :) Bu arada ben sabah uyandığımdan beri biraz halsiz hissediyordum kendimi. Ara ara kasılmalar oluyordu ama daha önce olanlardan çok farklı değildi ve acı vermiyordu. Yemek sonrası yola koyulup kliniğe gittik. Klinikte sancıların hali hazırda başlamış olduğunu görünce doktorumla da konuşup planda ufak bir değişiklik yaptık ve doğumun kendi kendine başlamasına zaman tanıyabilmek için ertesi gün sabaha kadar beklemeye karar verdik. Hep beraber eve döndük.
O gece saat 11:30 civarı, kanepede oturmuş televizyon izlerken bir şey hissettim. Önce nişan geldi, ardından da suyum geldi. Klinikteki ebeyi aradık. Biraz daha beklememi gerçekten su olup olmadığından emin olmamı istedi. Bu arada sancıların şiddeti artmaya başlamıştı. Onur dakika tutmaya başladığında sancıların yaklaşık 3 dakikada bir geldiğini ve 30 saniye civarında sürdüğünü farkettik. Arka arkaya 10-15 sancı bu şekilde olunca Onur "Oya hadi gidiyoruz" dedi :). Ebe'yi aradık, o da kliniğe gelmemizi istedi.
12:30'da kliniğe vardığımızda açıklık henüz 1,5 cm idi. Ebemiz Veronica sancıların henüz tam düzenli olmadığını, bekleyeceğimizi söyledi. Monitöre bağlı kalmak istemedim ve odamıza çıktık. Sancıların şiddeti giderek arttı ve saat 4 civarı artık dayanılmaz bir hal aldı. O sırada ben epidural diye sayıklıyordum sanırım (Bu kısımları Onur daha iyi anlatacaktır, bende biraz flu :) ).
Doğum katına indik, monitöre bağlandım, açıklık 4 cm civarındaydı. Anestezi uzmanı geldi ve epidurali uyguladı. Benim için işin en stresli tarafı iğnenin yapılma aşaması oldu. Diyorlar ki "sancı gelse bile sakın kıpırdama". Mümkün mü? Kolaysa sen yap :) Gecenin o saati için hayli esprili bir doktorumuz vardı. Önce bana kaç çocuk istediğimi sordu, ben iki deyince cevabı şöyle oldu: "Senin sancılar yeterince güçlü değil sanırım, hala ikinciyi düşündüğüne göre".
Epidural sonrası her şey daha rahattı. Fakat sancılar düzene girmeyince Oksitosin verildi. Saat 6'da açıklık 5 cm, 7'de ise 9 cm idi. Saat 8 gibi doktorum geldi. Doğum yaklaşık 30 dakika sürdü. 21 nisan perşembe saat 8:40'ta sevgili kızım kucağımdaydı. Ece'yi vakum ile çıkarmaları gerekti. Meğer kordon dolanmış Ece'nin boynuna, bana daha sonra söylediler. Neyseki tüm ölçümleri normaldi Ece'nin.
Doğum sonrası 4 gün klinikte kaldık. Buradaki standard uygulama böyle; hemen göndermiyorlar. Klinikteki günlerimiz gayet iyi geçti.
ve tesekkur bölümü:
Ece'nin doğumu üzerine arayan, soran, mesaj atan herkese (klinikte geçirdiğimiz günlerde ece uyurken birer birer okuduk mesajlarınızı);
klinikteki ebeler Veronica ve Beatrice'e, hemşire Emily'ye, doğuma hazırlık dersler aldığım ebe Valerie'ye, ve doktorum Semir Arslanagic'e;
işinden izin alıp, izmir'den buralara kalkıp gelen, nisan başından beri her an yanımda olan canım anneciğime;
ve bütün bu süreç boyunca en büyük desteğim olan, doğum koçum :), aşkım, sevgilim Onur'a
çook teşekkürler.
Yazmaya ancak zaman bulabiliyorum. Sırasıyla başlayalım. Önce doğum hikayemiz:
Doktorumuz 39+3'teki muayene sonrasında 40+2 için randevu vermişti. Arada onu doğum başlıyor diye arayacağımı umarak :) Ama sevgili kızımın hiç acelesi yoktu ve beklemeyi tercih etti. Salı günü randevuya gittiğimizde doktorumuz, yaklaşan 4 günlük Paskalya tatilinin de etkisiyle, ertesi gün doğumu suni olarak başlatmayı önerdi. Ben de onayladım. Tatile denk gelsin istemiyordum doğum ve bildiğim, tanıdığım bir doktorun olmasını istiyordum. Çarşamba akşam 8 civarı doğumu başlatacak hormonu vereceklerdi; sancılar ancak sabaha başlardı ve perşembe ögleden sonra Ece'miz doğmuş olurdu.
Çarşamba günü ben, Onur ve annem bol bol gezdik. Resimler çektik. Akşama yemek için balık aldık. Hatta balığı ben pişirdim :) Bu arada ben sabah uyandığımdan beri biraz halsiz hissediyordum kendimi. Ara ara kasılmalar oluyordu ama daha önce olanlardan çok farklı değildi ve acı vermiyordu. Yemek sonrası yola koyulup kliniğe gittik. Klinikte sancıların hali hazırda başlamış olduğunu görünce doktorumla da konuşup planda ufak bir değişiklik yaptık ve doğumun kendi kendine başlamasına zaman tanıyabilmek için ertesi gün sabaha kadar beklemeye karar verdik. Hep beraber eve döndük.
O gece saat 11:30 civarı, kanepede oturmuş televizyon izlerken bir şey hissettim. Önce nişan geldi, ardından da suyum geldi. Klinikteki ebeyi aradık. Biraz daha beklememi gerçekten su olup olmadığından emin olmamı istedi. Bu arada sancıların şiddeti artmaya başlamıştı. Onur dakika tutmaya başladığında sancıların yaklaşık 3 dakikada bir geldiğini ve 30 saniye civarında sürdüğünü farkettik. Arka arkaya 10-15 sancı bu şekilde olunca Onur "Oya hadi gidiyoruz" dedi :). Ebe'yi aradık, o da kliniğe gelmemizi istedi.
12:30'da kliniğe vardığımızda açıklık henüz 1,5 cm idi. Ebemiz Veronica sancıların henüz tam düzenli olmadığını, bekleyeceğimizi söyledi. Monitöre bağlı kalmak istemedim ve odamıza çıktık. Sancıların şiddeti giderek arttı ve saat 4 civarı artık dayanılmaz bir hal aldı. O sırada ben epidural diye sayıklıyordum sanırım (Bu kısımları Onur daha iyi anlatacaktır, bende biraz flu :) ).
Doğum katına indik, monitöre bağlandım, açıklık 4 cm civarındaydı. Anestezi uzmanı geldi ve epidurali uyguladı. Benim için işin en stresli tarafı iğnenin yapılma aşaması oldu. Diyorlar ki "sancı gelse bile sakın kıpırdama". Mümkün mü? Kolaysa sen yap :) Gecenin o saati için hayli esprili bir doktorumuz vardı. Önce bana kaç çocuk istediğimi sordu, ben iki deyince cevabı şöyle oldu: "Senin sancılar yeterince güçlü değil sanırım, hala ikinciyi düşündüğüne göre".
Epidural sonrası her şey daha rahattı. Fakat sancılar düzene girmeyince Oksitosin verildi. Saat 6'da açıklık 5 cm, 7'de ise 9 cm idi. Saat 8 gibi doktorum geldi. Doğum yaklaşık 30 dakika sürdü. 21 nisan perşembe saat 8:40'ta sevgili kızım kucağımdaydı. Ece'yi vakum ile çıkarmaları gerekti. Meğer kordon dolanmış Ece'nin boynuna, bana daha sonra söylediler. Neyseki tüm ölçümleri normaldi Ece'nin.
Doğum sonrası 4 gün klinikte kaldık. Buradaki standard uygulama böyle; hemen göndermiyorlar. Klinikteki günlerimiz gayet iyi geçti.
ve tesekkur bölümü:
Ece'nin doğumu üzerine arayan, soran, mesaj atan herkese (klinikte geçirdiğimiz günlerde ece uyurken birer birer okuduk mesajlarınızı);
klinikteki ebeler Veronica ve Beatrice'e, hemşire Emily'ye, doğuma hazırlık dersler aldığım ebe Valerie'ye, ve doktorum Semir Arslanagic'e;
işinden izin alıp, izmir'den buralara kalkıp gelen, nisan başından beri her an yanımda olan canım anneciğime;
ve bütün bu süreç boyunca en büyük desteğim olan, doğum koçum :), aşkım, sevgilim Onur'a
çook teşekkürler.
29 Mart 2011 Salı
bir kedi gördüm sanki...
Bilbo bizim kedimiz, bilenler bilir. Kendisi şu an 9,5 yaşında, orta yaşını geçmiş, erkek bir kedi. Iran soyundan. Aldığımızda 3 aylıktı. Alırken chinchilla diye almıştık, cinsi önemli olduğundan değil, ama öyle demişlerdi. Geçen sene öğrendik ki, Bilbo'nun renklerinden olan kedilere black smoke deniyormuş. Zaten chinchilla kediler beyaz olurmuş, bizimki gri-siyah.
Bu cins kediler uzun tüylü oluyorlar. Tüylerinin karışmaması için hergün taramak gerekiyor. Ama Bilbo onu aldığımızdan beri hiç izin vermedi onu taramamıza. Tüylerin karışıp kedi için rahatsızlık yaratması bir problem, özellikle kış bitiminde dökülmeye başlaması bir başka problem. Bizim çözümümüz ise her sene yaza doğru tüylerini tamamen kestirmek.
Bilbo'nun tüyleri kesilince uzun tüylü hali kadar güzel olmuyor ama içim rahat. Çünkü tüylerinin kesilmiş olması Bilbo için bir psikolojik bir problem yaratmıyor, aksine hoşuna gidiyor. Bir-iki günlük alışma devresinden sonra o sürekli yatan uyuyan kedi birden dünyanın en enerjik kedisine dönüşüyor. Evde oradan oraya koşan bir kedi... Hem daha rahat hareket ediyor hem de sıcak onu daha az rahatsız ediyor.
Bu seneki tüy kestirme islemini normalden 1-2 ay erken yaptık. Bilbo da bebişe hazır yani :)
ve resimler... öncesi ve sonrası... Bu arada Bilbo'nun tüylerinin diplerinin bembeyaz olduğuna dikkatinizi çekerim. Uzadıkça açık griden siyaha değişen bir rengi oluyor.
27 Mart 2011 Pazar
23 Mart 2011 Çarşamba
36,5 hafta
Hiç yazasım yok. Aslında yazacak çok fazla bir şey de yok. Her şey yolunda, karnım gün geçtikçe büyüyor (nereye kadar diye sormak istiyor insan :)) ) İstiyorum ki artık doğsun bebiş ve onunla ilgili şeyler yazayım buraya.
Evden çalışıyorum bu haftanın başından beri. Yazmak istediğim iki makale vardı. Birini neredeyse bitirdim, diğerini de önümüzdeki haftanın sonunda bitirmek istiyorum.
Şimdilik haberler böyle. Bir kaç hafta içinde daha ilginç haberlerle görüşmek üzere :)
Evden çalışıyorum bu haftanın başından beri. Yazmak istediğim iki makale vardı. Birini neredeyse bitirdim, diğerini de önümüzdeki haftanın sonunda bitirmek istiyorum.
Şimdilik haberler böyle. Bir kaç hafta içinde daha ilginç haberlerle görüşmek üzere :)
11 Mart 2011 Cuma
34. hafta - resimler
Bir kaç resim koyayım dedim. Türkiye'den kimler girebiliyor siteye bilemiyorum. Giren görür en azından. Şimdi giremeyen de yasak kalkınca görür (kısa zamanda kalkarsa tabi).
İlk resim geçen pazardan, 34 haftalık hamile oya'yı merak edenlere...
İkincisi de bebişin 33 haftalık 3B görüntüsü. Bebiş bu görüntü alındığı sırada 2,5 kiloydu.
İlk resim geçen pazardan, 34 haftalık hamile oya'yı merak edenlere...
İkincisi de bebişin 33 haftalık 3B görüntüsü. Bebiş bu görüntü alındığı sırada 2,5 kiloydu.
16 Şubat 2011 Çarşamba
31. hafta
Pazartesi günü doktordaydık.
Bebişin başı aşağıya dönmüş, neredeyse 2 kilo olmus. Bu hızla büyümeye devam ederse 3.2-3.4 kilo arası doğarmış.
Her şey yolunda görünüyor. Doğum yapacağım kliniğe karar verdik. Bu hafta içinde çocuk doktorunu arayacağız. Bir de doğum öncesi kurslarına bakacağım.
Şaka maka 2 ay kaldı.
Bebişin başı aşağıya dönmüş, neredeyse 2 kilo olmus. Bu hızla büyümeye devam ederse 3.2-3.4 kilo arası doğarmış.
Her şey yolunda görünüyor. Doğum yapacağım kliniğe karar verdik. Bu hafta içinde çocuk doktorunu arayacağız. Bir de doğum öncesi kurslarına bakacağım.
Şaka maka 2 ay kaldı.
proje onerisi
Herşeyin sorumlusu son iki haftadır üzerinde çalıştığım bir proje önerisi. Yazayım mı yazmayayım mı iç tartısmalarının üzerine bir arkadaşımın da biraz gaz vermesiyle yazmaya başladım ve dün teslim ettim.
Tabi bu arada başka bir şeye zaman kalmadı, blog da yazısız kaldı.
Şu anki projem doğum izni sonrası 1,5 ay daha çalıştıktan sonra bitiyor. Dolayısıyla kendime yeni pozisyon bulmam gerekiyor. Yoksa işsizim :)
Bebekle ilgili haberler bir sonraki yazıya...
Tabi bu arada başka bir şeye zaman kalmadı, blog da yazısız kaldı.
Şu anki projem doğum izni sonrası 1,5 ay daha çalıştıktan sonra bitiyor. Dolayısıyla kendime yeni pozisyon bulmam gerekiyor. Yoksa işsizim :)
Bebekle ilgili haberler bir sonraki yazıya...
28 Ocak 2011 Cuma
istek uzerine
Koyduğum fotoğraflarda göbeğim görünmediği için beklentiyi karşılayamadı ne yazık ki :)
Ama ne yapayım, fotoğrafların bir çoğu dışarıda çekiliyor, burası da soğuk memleket, üzerimde hep palto var.
Yoğun istek üzerine güncel göbek fotoğrafları. İlki yine paltolu ama yandan. İkincisi Onur'un iki haftada bir çektiği göbek takip fotoğraflarından :)
Ama ne yapayım, fotoğrafların bir çoğu dışarıda çekiliyor, burası da soğuk memleket, üzerimde hep palto var.
Yoğun istek üzerine güncel göbek fotoğrafları. İlki yine paltolu ama yandan. İkincisi Onur'un iki haftada bir çektiği göbek takip fotoğraflarından :)
27 Ocak 2011 Perşembe
havadisler...
Çok yeni bir şey yok aslında, karnımın son hızla büyümesi dışında.
Testler normal, en son glikoz yükleme testi yapıldı o da normal çıktı. Ama çok eziyetli bir şeymiş. Bir de kabiliyetsiz bir lab görevlisine denk gelince kollarım ertesi güne mosmor oldular.
Geçen hafta annem, babam ve kardeşim buradaydı. Hep beraber dağa gittik, onlar kaydılar, ben ise yürümekle yetindim :) Önümüzdeki sene acısını çıkarmayı planlıyorum, bakalım bebişle nasıl olacak...
Keyifli haftamızdan bir kaç resim:
Testler normal, en son glikoz yükleme testi yapıldı o da normal çıktı. Ama çok eziyetli bir şeymiş. Bir de kabiliyetsiz bir lab görevlisine denk gelince kollarım ertesi güne mosmor oldular.
Geçen hafta annem, babam ve kardeşim buradaydı. Hep beraber dağa gittik, onlar kaydılar, ben ise yürümekle yetindim :) Önümüzdeki sene acısını çıkarmayı planlıyorum, bakalım bebişle nasıl olacak...
Keyifli haftamızdan bir kaç resim:
16 Ocak 2011 Pazar
oda ...
Dün odayı aldık. 10:00'da evden çıktık, işimiz bittiğinde saat 3:30'du :) Çok uzun bir alışveriş oldu ama alışveriş olayının çok büyük bir kısmını hallettik sanırım. Artık çöp kovamız ve bir de odamız var :)
Burada odaların renkleri genellikle beyaz ya da açık renk ağırlıklı. Dekorasyon malzemeleriyle süsleniyor ve renklendiriliyor sonra. Henüz dekorasyon malzemesini almadık. Sipariş verince 1 ay sürüyor gelmesi, yakında seçeriz.
Burada Türkiye'deki servisi bulmak imkansız. Taşıma, kurulum sana ait. Üzerine para verip yaptırabilirsin istersen, ikea modeli.
Odayı kurar kurmaz resimleri yükleyeceğim ama merak edenlere internet resimlerini göstereyim.
Burada odaların renkleri genellikle beyaz ya da açık renk ağırlıklı. Dekorasyon malzemeleriyle süsleniyor ve renklendiriliyor sonra. Henüz dekorasyon malzemesini almadık. Sipariş verince 1 ay sürüyor gelmesi, yakında seçeriz.
Burada Türkiye'deki servisi bulmak imkansız. Taşıma, kurulum sana ait. Üzerine para verip yaptırabilirsin istersen, ikea modeli.
Odayı kurar kurmaz resimleri yükleyeceğim ama merak edenlere internet resimlerini göstereyim.
![]() |
| oda |
![]() |
| bu da dekorasyon malzemesi, sanırım biz bu ve yukarıdaki odada görülen dekorasyonun bir karışımını kullanacağız |
11 Ocak 2011 Salı
hamile oya
Bir iki adet hamile oya resmi koymanın zamanı geldi sanırım. Soranlar, merak edenler oluyordu. Bu resimler aralık sonunda çekildi. Yani 5.5 aylık hamileyim:
| Bu resimde karnım görünmüyor ama hırkanın düğmelerinin kapanmamış olması bir şeyler ifade ediyor sanırım :) |
| Burada da aslında karnım olduğundan biraz daha büyük duruyor |
alışveriş
yarın fransada indirim dönemi başlıyor. haftasonu gidip alışveriş yapmayı planlıyoruz. şimdilik sadece kıyafetleri hazır kızımızın. bir de bezleri için çöp kovası :) onun için aldığımız ilk eşyanın çop kovası olması çok manidar. Ama öyle normal çöp kovası zannetmeyin, bezleri sarıp sarmalayıp koku ve bakterileri hapsediyor. Çok gelişmiş bir şey :). Arkadaslarımız Oya ve Ziya çok övdüler, biz de görünce aldık. İşte resmi:
Yavaş yavaş dolacak herhalde odası. bu alışveriş kısmı hem keyifli hem de zormuş. Listeler, tavsiyeler, vs. herkesten farklı şeyler duyuyoruz ve bizim doğrusu hiç fikrimiz yok :)
![]() |
| Bebişin kirli bezleri için çöp kovası :) |
Yavaş yavaş dolacak herhalde odası. bu alışveriş kısmı hem keyifli hem de zormuş. Listeler, tavsiyeler, vs. herkesten farklı şeyler duyuyoruz ve bizim doğrusu hiç fikrimiz yok :)
6 Ocak 2011 Perşembe
izmir'de pasta şöleni, istanbul'da ekler arayışı
izmir'in pastaneleri çok iyidir. istanbul pastanelerine açık ara fark atarlar. her izmir'e gidişimde bol bol pasta yerim. İsviçre'de en çok aradığım şeylerden biri güzel pasta. yok, yok, ve yok. varsa da ben henüz bulamadım. Yolu düşenlere Alsancak'ta Sevinç ve Reyhan pastanelerini, ve Rain pastanesini öneririm (Rain'in oturma yeri yoktur) . Sevinç'in supanglesi çok güzeldir, onu da mutlaka deneyin derim...
Normalde tatlı, özellikle de çikolata çok severim, çok yerim. Hamileliğimin başından beri ise canım tatlı istemez oldu. Meğer İsviçre tatlılarını istemezmiş canım. Zaten izmire giderken pasta pasta diye sayıklıyordum yolda.
Ben bir de ekler çok severim. Eklerin ana vatanı Fransa olmasına rağmen Fransa'da ya da İsviçre'de yapılan eklerleri o kadar beğenmiyorum. İstanbul'da Nişantaşı'nda yürürken Onur'la hadi ekler alalım dedik. Ama ben öyle her ekleri de sevmem. Aklımıza şöyle bir fikir geldi. Pastaneye girelim, ben bir adet küçük eklerin tadına bakayım, beğenirsem yarım kilo alayım. Uygulamaya geçtik:
- Merhaba, eklerlerinizin tadına bakabilir miyim?
- Tabiki, buyrun...
Oya ekleri yer ama beğenmez. Ama nerede bende tesekkürler deyip çıkacak yüz, kibarlıktan kırılıyorum ya:
- Küçük bir kutuda 7-8 adet alalım biz.
Onur sorar:
- Beğendin mi? Beğendiysen daha çok alalım.
- Yok hiç beğenmedim
- ???
Yukarıdaki senaryo 3 farklı pastanede tekrarlandı, elimizde 3 torbayla eve döndük. Onur gülmekten kırıldı.
Sonuncusu idare ederdi, onu yedim, diğerleri kaldı :)
| 31 Aralık günü İzmir Sevinç Pastanesinde alınmayı bekleyen pastalar. |
Normalde tatlı, özellikle de çikolata çok severim, çok yerim. Hamileliğimin başından beri ise canım tatlı istemez oldu. Meğer İsviçre tatlılarını istemezmiş canım. Zaten izmire giderken pasta pasta diye sayıklıyordum yolda.
Ben bir de ekler çok severim. Eklerin ana vatanı Fransa olmasına rağmen Fransa'da ya da İsviçre'de yapılan eklerleri o kadar beğenmiyorum. İstanbul'da Nişantaşı'nda yürürken Onur'la hadi ekler alalım dedik. Ama ben öyle her ekleri de sevmem. Aklımıza şöyle bir fikir geldi. Pastaneye girelim, ben bir adet küçük eklerin tadına bakayım, beğenirsem yarım kilo alayım. Uygulamaya geçtik:
- Merhaba, eklerlerinizin tadına bakabilir miyim?
- Tabiki, buyrun...
Oya ekleri yer ama beğenmez. Ama nerede bende tesekkürler deyip çıkacak yüz, kibarlıktan kırılıyorum ya:
- Küçük bir kutuda 7-8 adet alalım biz.
Onur sorar:
- Beğendin mi? Beğendiysen daha çok alalım.
- Yok hiç beğenmedim
- ???
Yukarıdaki senaryo 3 farklı pastanede tekrarlandı, elimizde 3 torbayla eve döndük. Onur gülmekten kırıldı.
Sonuncusu idare ederdi, onu yedim, diğerleri kaldı :)
bebişin ilk diş doktoru tecrübesi
Daha doğmayan bebeğin diş doktoru olur mu demeyin hemen, olmaz tabi. Diş benim dişim, doktor da benim doktorum ama bebiş için ilginç bir tecrübe oldu sanırım.
İstanbul'a gitmişken diş doktoruma da uğrayayım dedim. Hayim Bey baktı dişlerime, dedi ki acil yapılması gereken bir şey yok, temizlik yapalım yeterli. Diş temizlemek için kullanılan aletin dişime değmesiyle karnımda yoğun tekme ve yumruk aktivitesi başladı. "bu ne biçim ses, kesin şu sesi" demeye çalışıyordu sanırım ufaklık. Onu dinleyen olmadı ne yazık ki :)
İstanbul'a gitmişken diş doktoruma da uğrayayım dedim. Hayim Bey baktı dişlerime, dedi ki acil yapılması gereken bir şey yok, temizlik yapalım yeterli. Diş temizlemek için kullanılan aletin dişime değmesiyle karnımda yoğun tekme ve yumruk aktivitesi başladı. "bu ne biçim ses, kesin şu sesi" demeye çalışıyordu sanırım ufaklık. Onu dinleyen olmadı ne yazık ki :)
tatilin ardindan...
uzun bir tatilin ardından Cenevre'ye donduk yine. Tatil çok güzel ama bir o kadar da yorucuydu, zaten ben yorulmadığım bir tatil hatırlamıyorum. Hiç bir şey yapmamak pek bana göre değil. Ama sanırım doğum sonrası öyle tatilleri arıyor olacağız :)
tatili izmirde geçirdik, iki günlüğüne de istanbul yaptık. uzun olmasına uzundu ama yine de yetmiyor insana. tanıdık bildik yerler, insanlar, tatlar, sesler... Bu güzelliklerin tatlar kısmı bende 2 kilo olarak kendini gösterdi tabi :) Özlemediğim tek bir şey olduğunu fark ettim, o da hava kirliliği. Kömür ve egzoz kokuları hem izmirde hem de istanbulda çok rahatsız etti. Buranın temiz havasına alışmışız, onu anladık. Bir de kedimizi çok özledik. O da bizi çok özlemiş. Geldiğimizden beri dibimizden ayrılmıyor. Alttaki resimde geceleri nasıl uyuduğumuzu görebilirsiniz. Bu fotoğrafı dün gece 4 civarı kendim çektim. Cep telefonunun flaşı iyi iş yapmış, yoksa oda tamamen karanlıktı. Bilbocuk bir yandan da mırlama sesleriyle gecenin bir yarısı uyanıp tekrar uyuyamamış olan beni uyutmaya çalışıyor. Bir ölçüde başarılı olduğunu söyleyebilirim.
tatili izmirde geçirdik, iki günlüğüne de istanbul yaptık. uzun olmasına uzundu ama yine de yetmiyor insana. tanıdık bildik yerler, insanlar, tatlar, sesler... Bu güzelliklerin tatlar kısmı bende 2 kilo olarak kendini gösterdi tabi :) Özlemediğim tek bir şey olduğunu fark ettim, o da hava kirliliği. Kömür ve egzoz kokuları hem izmirde hem de istanbulda çok rahatsız etti. Buranın temiz havasına alışmışız, onu anladık. Bir de kedimizi çok özledik. O da bizi çok özlemiş. Geldiğimizden beri dibimizden ayrılmıyor. Alttaki resimde geceleri nasıl uyuduğumuzu görebilirsiniz. Bu fotoğrafı dün gece 4 civarı kendim çektim. Cep telefonunun flaşı iyi iş yapmış, yoksa oda tamamen karanlıktı. Bilbocuk bir yandan da mırlama sesleriyle gecenin bir yarısı uyanıp tekrar uyuyamamış olan beni uyutmaya çalışıyor. Bir ölçüde başarılı olduğunu söyleyebilirim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






