21 Mayıs 2012 Pazartesi

1 yas (+1 ay)

Yaklasik 1 ay gecikmeyle yaziyorum bu yaziyi. Bir sene doldu da geçti bile. 2011 21 nisan'inda iki kisilik ailemize minik, minicik bir birey katildi. Canim kizim o zamandan beri hayatimizin merkezine yerlesmis durumda. Aksam Ece uyduktan sonra Onur'la birbirimize bakip 'kizimi ozledim' dedigimiz cok :) bazen o, bazen ben...

Ece'den sonra ve ece'den once diye ayriliyor hayat. Bazen hatirlayamiyorum nasil geciyormus zaman. Ne kadar cok bos zamanimiz varmis.

Dun resimlerine baktim Ece'nin. Buyumus, bebeklikten yavas yavas cocukluga geciyor. Artik bir karakter daha var evde. Biraz basina buyruk, biraz sabirsiz. Her seyi kendi yapmak istiyor, ugrasiyor; yapamadiginda ise cok sinirleniyor/uzuluyor.

Yurumesine cok az kaldi. Dun kendi basina 4 adim atti. Henuz tam cesaret edemiyor, tutunmayi tercih ediyor.

Kendi kendine konusup duruyor.

Cok tatli.

Istahi cok yerinde. Yemek yemeyi seviyor. Gecen gun kahvaltisini kendisi yedi, cok mutlu oldu :) omlet ve domatesi catalin batabilecegi parcalar halinde kesip onune koydum, silip supurdu :) catali bu kadar iyi kullanabildigini bilmiyordum.

Azi disleri zorluyor. Altlar cikmak uzere, ustlere bakamadim bir turlu, gostermiyor.

Cok tatli demis miydim?

Emzirmeye devam. Sabah emzirip cikiyorum. Iste bir kere sut sagiyorum. Onu ogleden sonra iciyor. Aksam gelince, bir de yatmadan once. Gece emzirmelerini kesemedim, aslinda kesmeyi denemedim bile. Bazen 1, genelde 2, bazen de (cok seyrek) 3-4 kere uyaniyor. Simdilik idare ediyoruz.

Duzenimiz 7 ayliktan beri asagi yukari ayni. Sabah 7-7:30 gibi kalkiyor, 8:30da kahvaltisini yapiyor, 10da uyuyor. 10:30-11 gibi uyaniyor. 12de ogle yemegini yiyor. 2 -2:30 gibi sutunu icip, meyvesini yiyor. 3te uyuyor. Bu uykusu uzun, genelde 1,5 saat (bizim standartlarimizda uzun oluyor). Aksam 6da gelip emziriyorum, 7ye dogru aksam yemegini yiyor. 8de baslayan uyku rutininin ardindan 8:30-9 civari uyumus oluyor.

Sabah uykulari daha uzundu, 1 aydir kisaltti onlari. Bir sure sonra tek uykuya gececek sanirim.

Bir de cok tatli :)

15 Mayıs 2012 Salı

Tatil anıları - 2

İstanbul'dan sonra İzmir'e geçtik. İzmir'de sakin geçen ve İstanbul'un yorgunluğunu attığımız bir kaç günün ardından benim konferansım sebebiyle hep beraber Fethiye'ye geçtik. Gerçekten hep beraber :) Ben, Ece, Onur, anneanne, büyükbaba, babaanne, dede. Ben konferansa katılırken Onur biraz tatil yapacak, anneanneler dedeler de torunlarıyla hasret giderecekti.

Giderken aklımı kurcalayan iki şey vardı. Birincisi İzmir - Fethiye arası 4 saat süren araba yolculuğu (gidişi problemsiz atlattık) diğeri de Ece'nin tatil boyunca nasıl besleneceği. Kaldığımız yer her şey dahil bir tatil köyü olduğu için yemek bulma problemimiz pek olmadı. İlk gün biraz yabancıladı Ece yemekleri ama sonra çok keyif aldı. Sevebileceği şeylerden kocaman bir tabak hazırlıyordum ona, illaki bir iki çeşidini sevip yiyordu. Tabi evde yemeklerine gösterdiğim özen (organik sebzeler, tam tahıllar, seçilmiş yağlar) orada yoktu ama Ece'nin keyfi yerindeydi. Anneanne ve babaanne de Ece'ye yemek yedirme zevkine vardılar. Tatlı büfesinden alınmış bir dilim pastayla  Ece'nin doğum gününü de kutladık.

Emekleme ve yürüme çalışmalarına Fethiye tatili boyunca ara vermek zorunda kaldı. Onun yerine kelime haznesini büyüttü:

Aya = Oya :)

İlk kez denize girdi (soğuktu, o nedenle sadece eller ayaklar), kumda oynadı, kum yedi :) Hepsinden çok keyif aldı.

Fethiye'ye gitmeden hemen  önce babam Ece'ye koltuktan nasıl inmesi gerektiğini öğretmişti. Sadece bir kere yapmıştı Ece ve Fethiye boyunca hiç yapma fırsatı olmadı. İzmir'e döner dönmez ilk yaptığı şey o oldu. Unutmamış :)

Her tatilin bir sonu var, bu tatilin de sonu geldi ve Cenevre'ye döndük.



8 Mayıs 2012 Salı

Tatil anilari -1


Nisan ayında uzun bir tatil yaptık, tek yazıya sığmayacak kadar uzun. İstanbul-Amasya-İstanbul-İzmir-Fethiye duraklı çok gezmeli, görmeli, çok keyifli ama bir o kadar da yorucu bir tatil.

İstanbul'a geldikten 2 gün sonra Amasya'ya geçtik. Kuzenimin düğünü vardı, bütün aile orada olacaktı, onların Ece'yi, Ece'nin onları görmesi için uygun bir ortamdı. Uçakla Samsun'a uçtuk. Annem, babam, Onur, Ece, ben  eşyalar ve Ece'nin arabası ve koltuğu, bir şekilde arabaya sığdık ve Amasya'ya gittik. Öncesinde Samsun'a uğrayıp balık yedik. Ece mezgit ve kalkan balığını mideye indirdi. Biz de Ece'den arta kalanları :) Ertesi gün sabahtan gezindik, akşam üstü düğüne hazırlandık (kuaför, vs.),ve düğüne gittik. Sonuçta düğünde 10 dakika durabilsek de orada olabilmek güzeldi. Onur, babam, ben, geri dönüp çoktan uyumuş olan Ece'yi odaya yatağına yatırdık. Ama deli gibi açız. Ece'nin telsizi otelin avlusunda çekiyordu. Otel restoranının garsonuna sorduk, buraya bir masa koyup servis yapmanız mümkün olur mu diye. Dünyanın en doğal şeyini istiyormuşuz gibi tabi dediler. Bizim gibi İsviçre'den gelip garsonlar tarafından kötü davranılmaya alışmış insanlar için inanılmaz bir durumdu :)

Ertesi gün İstanbul'a döndük. İstanbul'da bir arkadaşımızın evinde kaldık. Arkadaşlarımızın 2 yaşındaki kızları Mira ile Ece'nin oyunları görmeye, izlemeye değerdi. Sabahları Mira'nın sesini duyan Ece, normalden 1 saat erken uyandı hep. Heyecanla salona oyun arkadaşının yanına gitmek istedi her sabah. Karşılıklı kahvaltı ettiler, oynadılar (arada ufak krizler çıkıyordu ama hallediyorduk bir şekilde). Ece çok şey öğrendi Mira'dan.

İstanbul'da biraz erkence Ece'nin doğum gününü kutladık. Böylece Ece'nin 40 gün 40 gece sürecek olan 1 yaş doğum günü kutlamaları başlamış oldu :)

İstanbul'daki günlerimizin kalanında genelde Ece'nin yeni doğmuş kuzeni Bade'nin yanındaydık. Biz oradayken 1 aylıktı Badecik. Çok tatlı, çok küçük, çok şirin. Ece'nin o halleri geldi aklıma. Bir yandan özlüyor insan, bir yandan da ne kadar yorucu ve stresli bir dönem olduğunu hatırlıyor.

Bade ve Mira'dan fırsat bulduğumuz zamanlarda arkadaşlarla görüştük. Çok yakın arkadaşlarımızın Ece'den 1 ay küçük ikizlerini, Irmak ve Çınar'ı gördük. İkisi de birbirinden şirin, ikisi de tamamen ayrı birer karakter. Ece'den önce başladılar emeklemeye. Ben Ece'yi hızlı emekliyor zannediyordum, Irmak ve Çınar'görünce fikrim değişti.

En son gördüğümüzde 10 günlük olan ama blogu sayesinde yakından takip edebildiğimiz Duru'yu görebildik sonunda. Aksamın sonunda Ece'nin nerede uyuyacağıyla başlayan ufak çaplı bir krize sebep olduk. Ece'yi Duru'nun eski yatağında yatırmaya kalkışınca, hem de yatağı anne-babasının odasına koyunca Duru haklı olarak isyan etti :)

Tatilin İstanbul kısmı güzel ama çoook yorucu geçti. İstanbul'dan sonra İzmir'e geçtik.

Tatilin kalanı bir sonraki yazıda.

6 Mayıs 2012 Pazar

Babanın uykuyla imtihanı


Ece'nin gece uykuları çok iyi değil. Bu gerçi ayrı bir yazı konusu. Gecede en az iki kere uyanıyor. Onur'un ise uykusu çok ağırdır. Çok uyanmalı bir gecenin ardından sabah uyandığımızda ben Onur'a şiş ve uykusuz gözlerle bakarken onun bana "Ece de ne güzel uyudu bu gece" demişliği çoktur. Ama iyi niyetlidir aslında. Muhtemelen dişlerden dolayı Ece'nin çok uyanmaya başladığı bir dönemde, gerekirse mutlaka onu uyandırmamı önerdi Onur. Normalde onun kalkmasına gerek kalmaz. Ece toplam iki kere uyanır, emziririm, 15 dakika sonra yatağa geri dönmüş olurum. O gece Ece bir türlü uyumak bilmeyince üstüne bir de altını değiştirmek gerekince Onur'u yardıma çağırdım. Altını değiştirdim, Ece'yi Onur'a bıraktım, uyutsun diye. Elimi yıkayıp geri döndüğümde odada kimse yoktu. Gece uykusunda Ece'yi odasından dışarı çıkarmayız, sabah uyandığında ise ilk iş bizim yatağımıza getirir sabah keyfi yapar, oyun oynarız. Onur ve Ece'yi bizim odada buldum. Onur sabah oldu zannetmiş (gecenin 2si halbuki), Ece'yle oyuna başlamak üzere.

Bu olay sonrası karar verdim, Onur'u gece uyandırırsam net bir şekilde ne yapması gerektiğini söyleyeceğim diye. Bir kaç gece sonra, yine Ece'nin odasıyla bizim oda arasında mekik dokuduğum bir anda (yine gece 2 civarları) Onur'u uyandırdım ve "Onur Ece'yi uyutur musun" dedim. Onur uyandı, saate baktı ve Ece'nin yanına gitti. Telsiz hala benim yanımda. Bir kaç dakika sonra telsizdeki sesler birden uzaklaşmaya başladı. Kalktım bu sefer salonda buldum babayla kızını, Ece şaşkın şaşkın bakınıyor etrafa. Baba bu sefer de normal saat yerine alarmının saatine bakmış. Sabah 6:30 sanıyor saati. Ece de hafif direnince uykuya bu saatten sonra uyumaz artık diye almış salona getirmiş.

Bir sonraki seferde şu şekilde söyleyeceğim: "Onur saat 2:30, Ece'yi odasından çıkarmadan uyut" :))

3 Mayıs 2012 Perşembe

reklamlar

Uzun zaman oldu yazmayalı, çok şey birikti. Bir bir yazmak lazim, blogu canlandirmak lazim :)
O zaman önce biraz reklam yapayım. Gelecek yazılarda bu blogda şunları bulacaksınız

- Ece'nin 1 yaş doğum günü (günleri desek daha doğru) maceraları
- Ailecek gittiğimiz istanbul, Amasya, İzmir, Fethiye seyahatlerimiz
- Ece'nin babasının gece Ece'yi uyutma girişimleri
- Doktor kontrollerimiz
- Uyku, emzirme, ve daha niceleri...
Yakında burada :)

Not: Reklam falan bahane. Yazmayı planladığım başlıkları buraya yazayım ki gerçekten yazmak zorunda kalayım diye aslında.


12 Mart 2012 Pazartesi

hastalık, iştahsızlık, ilk kelimeler

Geçen hafta başından beri hafif yüksek seyreden ateş, çarşambadan itibaren başlayan iştahsızlık, perşembe üstüne eklenen ishal, cuma günü de 39'ları zorlayan ateş derken hafta sonunu hasta geçirdik. Geçirdik diyorum çünkü cuma günü bende de başladı benzer belirtiler. Ece pazar günü daha iyi gibiydi, ben ancak toparlıyorum.

Ateş kısmıyla ilgili tecrübeliyim, kendim de çocukken çok hasta olduğumdan bilırim ne yapılacağinı ama ishal ve üzerine eklenen iştahsızlık canımı sıktı. Sen bunca zaman kabızlıktan yakın, ishal konusunda sınıfta kalırsın tabi :( Bol bol anne sütü ve su içti. Çok sevdiği yoğurdu lütfen yedi, bir iki ısırık favorisi muzdan aldı, sonra onu da istemedi. Şimdi iştahı yavaş yavaş yerine geliyor. Bir iki güne eski formunu bulur umarım.

İşin hastalık kısmı farklı bir boyut tabiki ama bu süreç başka bir şeyi düşündürttü bana.

Ece'nin şimdiye kadar yemek ve kilo problemi olmadı. Katı gıdaya geçişle beraber sevdiği ve sevmediği şeyler oldu, zamanla bir ortak nokta bulduk. Ben çok ısrarcı değilimdir, Ece'ye yemek yedirme konusunda da öyleyim.   Oyunla yedirme yanlısı da değilim, bir kaç alternatif sunarım, açsa yer diye düşünürüm. Zaten eğer sevdiyse yiyor sevmediyse yemiyor da aklımın bir tarafında da tilkiler dolaşmıyor değil. Acaba yeterince uğraşmıyor muyum? Çok mu rahatım?

Bu arada Ece'nin kelime haznesi gittikçe gelişiyor. Ece ve anne en favori iki kelimesi. Geçen gün emekleyerek bana doğru gelirken bir yandan da bana bakıp anne anne diye bağırıyordu. İçimin yağları eridi, gözlerim doldu :)

8 Şubat 2012 Çarşamba

Ece bu aralar

Yazamiyorum. icimden gelmiyor, zamanim yok, vs. gibi bir cok mazeret :(
Bir de hasta olduk. Once ben, sonra Ece, sonra da Onur.

Ece'de cok fazla gelisme var, onlari yazayim en azindan.

- Son bir haftadir emeklemeye basladi. Uzun zamandir cok calisiyordu, en sonunda basardi. Duruma gore farkli sekillerde emekliyor. Hali uzerinde dort ayak uzerinde klasik emekleme sekli. Parkeye geldiginde ise oturur pozisyonda, bir ayak yere basar durumda, elleriyle kendisini cekerek ilerliyor. Her gecen gun hizlaniyor :) Cok sevimli. Videolar yolda...

- Yatar pozisyondan oturur pozisyona gecebiliyor. Uykudan uyandiginda oturur durumda buluyoruz bazen.

- Arada ayaga kalkmaya calisiyor. Henuz yapamadi ama yakindir.

- Soylediklerimizin bir kismini anliyor. Bazi oyuncaklarinin isimlerini, baba, bilbo kelimelerini biliyor. Anneden emin degilim :(

- Soyledigimi bazi seyleri tekrar etmeye calisiyor. Arada Ece demeye calistigini zannediyorum. En fazla soyledigi sey "Ba" (Ba, baba, bababa gibi versiyonlarla)

- Kahvaltisini kendisi elleriyle yiyor. Bulamac vermiyorum. Kucuk parcalar halinde onune koyuyorum, kendisi alip yiyor. Yumurta sarisi, tam bugday ekmegi ve peynir yiyor. Bir de mandalin/portakal suyu iciyor. Yakinda zeytin de vermeye baslayacagim. Bir de pekmezi ekleyeyim istiyorum ama nasil bilemiyorum.

-  Meyvelerle arasi cok iyi. Kis meyvelerinden Armut yiyor. Elmayi cok tercih etmiyor. Muz ve kiviye bayiliyor. Her gun haslanmis ve ezilmis kuru kayisi veya erik yiyor.

- Muzu cok seviyor, isirarak yiyor. Biraksam kocaman parcalar koparacak. Engelledigim icin kiziyor bana.

- Yogurda bayiliyor, ne kadar tok olursa olsun, yogurda asla hayir demiyor.

- Sebzelere olan ilgisi biraz azaldi. Tahminim kahvaltiya basladigimiz icin eskisi kadar ac olmuyor ogle yemegi vaktinde.

NOT: Turkce karakterler icin kusura bakmayin, farkli bir bilgisayarda yaziyorum, bu seferlik boyle oldu.